Evet, herkes sahildeydi. Felaketlerin iyi bir tarafı yoktur ama insan en büyük felaketin ortasında bile kendini iyi hissedebilir. Yeter ki yanında sevdiği insanlar olsun. Şu an insanların burada olması da evde kalmaktan korktukları için değil, birbirlerinden güç almak için aslında. O yüzden herkes burada.
Çok şey söylemek istedim ama hiçbir şey diyemedim. Arkamı dönüp gitmeyi denedim.
"Ha bi' şey demeden kaçıyorsun da yani. Kaba bir insansın sen Mecnun.
"Kabayım ya evet, kaba olan da ben olayım. Sen bir çiçek uğruna unut beni ama kaba olan ben olayım. İnan senin için her şeyi yaparım. Ama arada kalan adam olamam. Sadece o zengin züppesiyle değil kimseyle yarışamam ben. Kaybetmekten korktuğumdan değil. Yarışmaktan anlamam. Hem sevgi dediğin nasıl yarıştırılır ki? İlla bağıra çağıra haykırmak mı gerekir sevdiğini? Gösterişli hediyelerle ya da şaşalı cümlelerle süslemek mi gerek sevgiyi? Ne gözlerine bakıp söyleyebilirim ne de pazarlayabilirim ben sevgimi. Elimden gelen tek şey... "
Bir anda elleriyle kavradı yüzümü. A ha dedim kafa atacak. Ama dudaklarıma yapıştı. Başım döndü, gözlerim karardı, ellerim titredi. Dünya ikimizin etrafında dönmeye başladı. Öyle hızlı dönüyordu ki dünya, mevsimler değişti Leyla beni öperken. Gönlümdeki çöle yağmurlar yağdı Leyla beni öperken. Bir şiirin son dizesiydi Leyla beni öperken...
Konuşmasına izin vermedim. Arkama bile bakmadan yürüdüm gittim. Ben de herkes gibi ne kadar büyük bir kaybeden olduğumu düşünmeden küçük zaferler peşinde koşuyordum. Son sözü söyleyenin tartışmayı kazandığı, daha çok bağıranın haklı görüldüğü, daha çok rağbet edilenin başarılı sayıldığı bir dünyada yaşıyorum. Elbette son lafı sokmuş olmanın keyfini çıkaracaktım.