Seni kaybetmekten korktum Leyla. Ya Aksakallı haklıysa söylediklerinde? Ya tüm bunlar biz bir araya geldik diye oluyorsa? Ya seninle ayrılmak zorunda kalırsak? Ya seni kaybedersem? Bir insanı kaybetme korkusu, keskin dişleriyle insanı içten çekemiren korkunç bir canavar.
"Tüm bunları daha önce de yaşamışsın gibi hissettin mi hiç?"
"Nasıl?"
"Aptalca gelecek belki ama sanki tüm bunları daha önce yaşamışım gibi hissediyorum bazen. Hele senin yanında olmak o kadar tanıdık bir duygu ki. İlk gördüğüm andan itibaren biliyordum galiba beni sevdiğini.
...
Uzun uzun güldük. İki insanın sebebe ihtiyaç duymadan yan yana gülebilmesi aşkın ta kendisi. Gülmek en çok Leyla'ya, Leyla en çok bu ana yakışıyor. Ne geçmişin hatıralarına ne de geleceğin hayallerine sığabiliyor Leyla. Başını omzuma koydu saçlarının kokusu sardı tüm vücudumu.
"Bu sıcaklık, bu koku, her şey aynı. Tüm bunlar daha önce yaşanmış olabilir mi? Bir hayat en fazla kaç kere yaşanabilir ki?"
"Üç."
Hiçbir şey söylemeden kafasını kaldırıp baktı. Galiba beni değil de benim yanımda olduğu için kendini yadırgadı. Ama ne bileyim Leyla öyle bir şey soruyorsun ki sen de yani. Hayır bir de tekrar, tekrar ve tekrar yaşasam, üç kere değil otuz üç kere yaşamış olsam bu anı ne değişir ki? Ben yine aynı heyecanı yaşıyor olurum. Yine gözlerinde kaybolurum. Yine aldığım her nefeste seni solurum. Her seferinde baştan başlasak, aramızda kilometreler de olsa ben yine seni bulurum.
Uzun uzun sustuk. İki insanın konuşmaya ihtiyaç duymadan yan yana oturması aşkların en güzeli. Konuşmak isteyip de konuşamıyorsan o sessizlik boğar insanı. Ama Leyla ve ben bu sessizlikte can bulduk. İkimiz de bu sessizlikten memnunduk.