“Neden bu kadar gönülsüz? Onun gibi zeki bir kişi nasıl oluyor da, sonsuzluk içinde yanıp sönen bir ampülden daha önemli varlıklar olduğumuzdan emin olamıyor?”
“Notlar anımsatıyor. Bana bu dünyada bir turist olduğumu unutmama yardımcı oluyorlar. Burada gülünç geleneklerin olduğunu ve benim bu yerde ne kadar eğlendiğimi anımsatıyorlar. Bunu yaparken, geldiğim yerin nasıl olduğunu hemen hemen çıkartabiliyorum. Bizi çeken bir mıknatıs var. Bizi bu dünyanın sınırlarını oluşturan çitin üzerinde çekiyor. İçinde, bu çitin ötesinden geldiğimize ait garip bir duygu var.”
“Bu geceki notlar sana bir şey söylüyorlar mı?”
“Henüz bilmiyorum. Bir kısmı bu gezegenin yuvam olmadığını söylüyorlar. Bu dünyada bir turist olduğunu hiç düşündün mü? Bir sokakta yürürken aniden çevrende bir kartpostalın hareket ettiğini düşündüğün oldu mu? Buradaki insanlar böyle yaşıyorlar, ‘yağmurdan’ ve ‘kardan’ korunmak için büyük ev-biçimli kutularda yaşıyorlar. Dışarıyı görebilmeleri için kutuların yanlarına delikler açılmış. Gezmek için köşelerinde tekerleri olan daha küçük renkli kutular kullanıyorlar. Bu kutu-kültürüne gereksinimleri var, çünkü herkes kendinin ‘beden’ adı verilen kutulara kilitlenmiş olduğunu düşünüyor. Kolları ve bacakları, kalemleri ve aletleri kullanmak için dilleri, nasıl göreceklerini unuttukları için de gözleri var. Garip küçük bir gezegen. Keşke burada olsaydın. Yakında yuvanda. Sana da hiç böyle geldi mi?”