“Bu dünyaya fazla gelen cümleleri istiyorum. Arka sokaklardan yazılmış, üstü başı kan ve küf kokan kitaplar.”
Bana kitap önerin.
Ama okuduğumda ağzımda pas tadı bıraksın.
İyi hissettirmesin.
Yutkunamayacak kadar ağır, olsun.
Cümleleri terapi gibi değil, bıçak gibi.
Satır aralarına gizlenmiş değil, doğrudan suratına tüküren hikayeler.
Bana mainstream kitapları önermeyin.
Kapağında gülümseyen bir yazar varsa, sakın şirin bir kitap gibi göstermeye çalışmayın....
Burası bir kitap kulübü değil. Bu bir otopsi odası.
Bana ruhun çürümüş organlarını gösterin.
Bana bir roman değil, sokak kavgası önerin.
İlk sayfada kaşımı yaran, son sayfada burnumu kıran bir şey.
Karakter gelişimini geçin.
Bana karakter dağılmasını anlatın.
Üçüncü bölümde intihar etmeyen birilerinin olduğu bir kitapla ilgilenmiyorum....
Bana bir kitap öner.
Beni rahatsız etsin.
Çünkü ben rahatsız olmadıkça yaşadığımı hissetmiyorum artık.
Uyuşturucu tripi gibi yazılmış, ama ayıkken daha fazla sarsan.
Bir karakterin adı değil, kimliksizliğin resmi geçidini istiyorum.
Daha fazla düzgün hikaye kaldıramıyorum.
Mutlu son istemiyorum.
Bana hayatın arka kapısından giren,
çürük diş gibi zonklayan bir şey lazım.