Gittiğinden beri sık sık dönsen nasıl olurdu diye düşünüyorum. Başlarda gözümün önüne son derece romantik sahneler geliyordu. Kapı çalıyor... Ben kedere açıyorum. Sen ellerinde çiçekler filan... Ağlayarak sarılıyoruz ve hoop mutlu son. Biraz zaman geçince işin
romantizmi azaldı. Kapı çalıyor, ben sinirle açıyorum.
Sen tabii öküz değilsin ya yine çiçek almışsın. Bu sefer çiçeğe pek rağbet etmiyorum. Biraz tartışıyoruz, hesaplaşıyoruz sonra yine hooop mutlu son. Biraz daha zaman geçtikten sonraki kurgularımda kapıma gelemiyorsun çünkü iyice yabancılaşmışız, dışarıda bir yerde buluşuyoruz. Hiç yüz vermediğim çiçek masanın bir köşesinde duruyor. Durumumuzu müzakere ediyoruz ve hayır, bu sefer sarılmadan, vaziyeti değerlendirmek üzere evlerimize dağılıyoruz.
Artık düşündüğüm hiçbir senaryonun mümkün olmadığını anlıyorum. Aradan o kadar zaman geçti, sen aynı sen misin? Ben aynı ben miyim? Çiçek bile aynı çiçek değil ki Osman, ben gerçekten istemiyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Lafı dolandırıp lüzumsuz heyecanlara mahal vermeden peşin peşin söyleyeyim, ben artık istemiyorum Osman.
Güzel başlayan bazı romanlar ilerledikçe sarpa sarmaya başlar da bir umut okumaya devam edersin ya, hah işte ben öyle yapmayı bıraktım. Neresinde kaldığımı unutmayayım diye değil, tam da neresinde vazgeçtiğimi hatırlayayım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum, yani artık istemiyorum Osman.
Döllenme meselesinde en güçlü sperm yumurtaya kavuşur şeklinde bence doğru olmayan bir inanış var. Ben babamın en güçlü spermi olduğumu asla düşünmüyorum. Kesin önümdeki çok daha güçlü kardeşlerimin başlarına hiç beklenmedik aksilikler geldi ve ben mecburiyetten oluştum. Büyük bir talihsizlik sonucu dünyaya geldim yani. Bu tongaya nasıl düştüm hayret ediyorum...