İnsan yalnızca dili kullanabilir, fakat dil de doğal değildir, öğrenilmiş bir şeydir. Bu nedenle dil bize ait değildir. Ona sahip değilizdir, yine de sürekli olarak ve tutarlı bir biçimde onu kullanırız. Bunun yarattığı şey, varoluşun kalbinde yer alan tuhaf bir olumsuzluktur. Insan varoluşunun bütün boyutlarının, insan varlığının, sahip olduğu fakat yine de sahip olmadığı bir şey tarafından tanımlanması olgusundan türemesi dolayısıyla, bu olumsuzluk temeldir.
Heidegger, Varlığı bir örtüklük durumu içinde görüyordu ve felsefe de bizzat kendisinin düşünce temellerini istikrarlı bir biçimde sorgulayarak, bu durumu açığa çıkarmalıydı.