İlkel insanlar,çevrelerindeki manzaraya baktıklarında,bizim gibi yalnızca tepeler,kum,ağaç toplulukları,akarsular,kimi zaman tuhaf ve fantastik biçimlere sahip taşlar,kayalar, görmemektedirler.Manzaradaki her ayrıntıdan bir anlam çıkartırlar.Çocukluktan başlayarak bu ayrıntıların ne anlama geldiğini bilirler.
Kısa bir süre önce yayımlanmış olan bir kitabında M. Leenhardt,Yeni Kaledonyalı Kanaklar'dan söz ederken:''Bir yandan görünür bir dünya içinde yaşayıp onun güzelliğinden yararlanırken,bir yandan da atmosfer basıncının varlığının hissedilmesine benzer bir şekilde görünmez bir dünyanın varlığı hissedilmekte ancak vücut bunu olağan koşullarda değil,baskı altına alındığı ya da dengesi bozulduğunda hissetmektedir.Görünmez dünya bir anda canlanmakta ve tıpkı yaşayanların içinde bulunduğu dünyaya benzemektedir''demektedir
İlkel insanlar genellikle görünmez güçlerin her an ortaya çıkıp,olayların seyrini değiştirebilecekleri gibi bir düşünceye sahiptirler.Sürekli bir şekilde ve bilinçli olarak.böyle bir beklenti içinde bulunmamakla birlikte,sıradan bir deneyimin her an için mistik bir özelliğe bürünebileceği beklentisi içindedirler.
Bir Mali Yerlisi ağaçlık bir bölgede her zaman gördüğü geyiklerden birini görür.Bu daha önce vurmak amacıyla nişan almış olduğu bir geyik olabilir.Birden yakınlardaki yeni bir mezarın farkına varır.Bu hiç kuşkusuz hayvan görünümüne bürünüp geri gelmiş olan ölüdür.Bu deneyim,anında farklı bir özelliğe sahip olmakta,yani mistik bir deneyime dönüşmektedir.
İlkel zihniyet açısından,doğa ve ''doğaüstü''nün,nitelik düzeyinde birbirlerinden farklı bir şekilde algılansalar bile,tek bir gerçekliğe ait görüldüklerini söylemek yanlış olmaz.