Aristokrasiden tiranlığa düşüş bir süreç belki uzun yıllar boyunca deneyimlediğimiz şu an içinde olduğumuz tarihten bir kesit. Tiranlığın daha alt basamağını henüz bilemiyoruz ve umarım görmeyiz, çöküşten sonra umarım yükselişe geçmeye başlarız. Tiranlık için sadece ülke bazında değil genel anlamda düşününce dünya olması gereken yerin çok çok altında daha rezil bir formda şu an. Şöyle bir görmezden gelinen bir nokta var: Bu tiranlıkta, bu düzende sorumluyu, suçluyu her zaman yönetici kısmına yüklemek aslında farkında olmadan bir kaçış; çünkü bu tiranlar uzaydan gelmedi bu toplumdan, aramızdan çıktı bir de sarı saçlı, mavi gözlü kurtarıcıyı beklemek de ne kadar çaresiz bir beyhude bir umut. Kişi dünyayı önce kendisinden algılamaya başlarsa tiranı en tepede değil kendi mahallesinde, bakkalda, pazarda, birbirini dolandırmaya çalışan her bireyde, binasında, çalıştığı iş yerinde hatta kendi evinde, kendisinde bulur; yaşanılabilir güzel dünya formları istemek için, bunun inşa edilmesini istemek için önce buna birey kendisinden başlamalı; kendi tiranlığını yok ettiğinde, erdemli daha üst düzeyde bir bilinç sahibi inşa ettiğinde ve dağ başına kaçıp tek başına münzevilikten ziyade bir birlik çerçevesi içinde olduğunda böyle böyle oluşan bir topluluktan liyakatli, erdemli yöneticiler doğar yoksa gökten zembille peygamber veya bir kurtarıcı lider inmez.