Tanrı’ya gelince, her şeye inanıyor ve hiçbir şeye inanmıyorum. Ama Tanrı bana inanıyor; bu da bir “ben”in gerçekten var olduğunu paradoksal olarak yalanlıyor.
Hiçbir şeyle alıp veremediğim yok, tek istediğim derin ve sessiz bir huzur. Ne güç, ne mevki, ne de para peşindeyim, varsa yoksa ruh dinginliği. Hiçbir şeye ihtiyacım yok.
İnsanlar birbirlerini yanlış anlamak için ellerinden geleni yapıyorlar ki sonrasında acı çekebilsinler. Kendim şahidim buna. Acı çekmek, laik ahlakçılığın bir biçimidir; acı çekene bilişsel güvenlik hissi verir, başkaları üzerinde boyun eğdirici hâkimiyet kurar ve muğlaklığıyla bütün yardım girişimlerini boşa çıkarır.