Kitap kurdu.. Fizik, Astrofizik, Astronomi ve Biyoloji meraklısı.. Stephen King hayranı.. Sıkı bir korku ve bilimkurgu sineması takipçisi..okyanus ve doğa tutkunu...
Şey… Keskin ve güçlü dişleri, bir kara deliği andıran boşluğu, pırıl pırıl parlayan köşeleri, kusursuz yansıması ve asla bitmeyen açlığı..
Ruhlar.. her biri ıstırapla perçinlenmiş kaderlerinin sonunu bu muazzam ağızın içinde yaşıyorlar. Şey onları lokma lokma çiğniyor. Kaslar kemiklere yağlar iliklere karışıyor. Kızıl bir şelale gibi coştukça geriye sadece posalardan bir yığın kalıyor.
Şey doyumsuz.. cezalandırıcı ve acımasız bir yokedici… Hırsla tükürüyor dişinin arasında ki kalıntıları…
Ruhlar yüzsüz, cahil, anlayışsız, birer mürekkep müsveddesine dönmüş. Yok olmak artık çoğu için bir ödül..
6.27 Treni elime aldığım an içine beni puslu bir girdap gibi çekti. Karakterimizin sesli bir kahramana dönüştüğü (fark etmeden bir devrim yaparak) anlar ruhumu sarmaladı.
Sadece şey ile ilgili odağını yitirdiğinde küçük bir kopma yaşadım hikaye ile.. kendimi küçük kırmızı bir balık gibi hissettim.
Konusu, dinamikleri, bakış açısı ile 6.27 herkesin binmesi gereken bir tren..
Herkesin hayatında bir “Şey” vardır. Ve elbette onu yeniden var edecek bir şey de.. Unutulmuş insanlık çöplüğünde minicik bir umut ışığı.
Ruhunuzu o dişlerden kurtaracak bir umut….
6.27 TreniJean Paul Didierlaurent · Can Yayınları · 20171,340 okunma