Yaşlı ve yoksul bir kadın olan Bayan Ming, Çin’de bir otelin tuvaletinde temizlikçi olarak çalışır. Sık sık oraya gelen anlatıcıyla sohbet ederken, sanki bambaşka bir dünyada yaşıyormuş gibi on çocuğundan bahseder; her birinin ismini, kişiliğini, hatta yaşadığı olayları öyle içten anlatır ki dinleyen gerçekten onların var olduğuna inanır. Fakat Çin’de “tek çocuk politikası” uygulanmaktadır, yani Bayan Ming’in on çocuğu olması imkânsızdır. Bu çelişki anlatıcının kafasını karıştırır ama aynı zamanda onu büyüler. Zamanla anlarız ki Bayan Ming’in çocukları aslında hiç var olmamıştır; o, yalnızlığını, geçmiş acılarını ve yaşama umudunu bu hayali çocuklar aracılığıyla yaşatmaktadır. Onların her biri Bayan Ming’in bilgelik, merhamet ve hayata dair dersler verdiği sembollerdir. Kitap, gerçekte kimsenin “olmayanları” bile sevgiyle yaratabileceğini, hayal gücünün bile insanı yaşama bağlayabileceğini derin bir duygusallıkla anlatır. Sonunda anlatıcı, Bayan Ming’in yalanlarına değil, onun iç dünyasındaki o sonsuz şefkate inanmayı seçer.