Nereye gittiğimiz önemlidir ancak aynı derecede önemli olan bir diğer şey de nereye kimin gittiğidir. Yola çıkarken fark etmiyoruz bile, kimdir yanımıza aldığımız?
Koku ağırkanlıdır. Bu haliyle, medya açısından acelecilik çağına uygun değildir. Kokular imgeler gibi hızla art arda dizilemez. İmgelerden farklı olarak, hızlandırılamazlar da. Kokuların baskın olduğu bir toplumda değişim ve hızlanma eğilimi de baş göstermeyecektir muhtemelen. Böyle bir toplum anılardan ve hafızadan, yavaş ve uzun şeylerden beslenecektir. Acelecilik çağı ise "sinematografik", büyük ölçüde görsel bir zamandır. Dünyayı "sinema perdesinde art arda dizilmiş şeylere" doğru hızlandırır. Zaman, şimdiki anların silsilesine çözülür. Acelecilik çağı kokusu olmayan bir çağdır.
Zaman, "her biri farklı renkte, farklı kokuda, farklı ısıdaki nesnelerle dolu yüzlerce kapalı şişe"ye sıkışır. "Kokularla dolu bu kap" içindeki hiçbir şey akıp gitmediği, zamansal bir çözüşmeye uğramadığından, "zaman dışı" bir yerdir.