ilk kez seviştiğimiz günün adını milat koyacaktık sözdü hani
bunlar senin iddiaların
bunlar senin irtifan, senin rakımın, senin menzilin
benim okyanuslarımdan sana benzer çok Akdeniz geçti
sen de üzme kendini
çık, sokak kedilerini besle eskisi gibi.
eskisi gibi dolaş tek başına, yağmurlar ara
mağaza vitrinlerindeki cansız mankenlere sor: sözdü hani
bir gün tercüme edilemez bir şeye dönüşürsek
ismimi sana bırakıp dönerim geldiğim yere
o zaman ikimiz de anlarız ki tanrı vaatte bulunmaz
sadece ayrılıktır bizim bilip bileceğimiz tek terbiye
otobüste yaklaşıp o güzel kıza, şöyle demiştim
sıkı sıkıya kapatmışsın bedenini, ruhunu bulmaksa kaza
evet, bir sevdiği siyaseten katledilmiş kızlarla sevişilmez belki
ama bizimkisi yas tutmak gibi bir gönül ilişkisi
biber gazı, tuz ruhu, siyanür, cop ve hakeza sosyal sevgi gösterisi
bugün bu durakta yeniden otobüs beklemekteysem
yarım kalan danslarda müzisyenler öldürüldüğündendir kuşkusuz
çünkü müzik susturulmuştur
sen sağ adımını atsan o sol adımını atıp öne eğiliyor
sen sol adımını atsan o parmak uçlarında yükseliyor nedense
kimse müziksiz dans etmeyi beceremiyorsa evrende
kimse işitmediyse kendi içinde çalan orkestrayı
artık ne fark eder, o otobüs gelse de olur gelmese de
sanki ikimizden biri var, o çağırdı mı öteki hemen yolcu
topladığı bavulu tekmeliyor, kediyi tekmeliyor, suyu tekmeliyor
özleyebileceği her şeyi tekmeliyor ve durağa iniyor
bu gelen otobüs benimki değil, benimki sabaha karşı geçer
nasılsa benim bindiğim otobüslerde boş yer çok