niçin tanıştırdılar bizi. ama
ne gereği vardı sanki. öyle
daha mutluydum. kim bilir,
öyle daha mutluydun sen de.
aynı vazoya konulmuş, renkleri
uyumsuz, farklı iki mimoza gibi.
ya da yolda
yürürken karşılaşmış birbirini
tanımayan
aynı dili konuşmayan
iki böcek gibi
masadayız işte!
önünde içkin
konuşmuyorsun
konuşursan beni kıracaksın
biliyorsun
önümde içkim
konuşmuyorum
konuşursam seni
kıracağım
biliyorum.
ne kadar yabancı mıyız.
bu kadar mı değişik
ellerimiz bile
masanın üstünde
seni sevmenin mesafesi bu!
kaç kez aşık olduysam sana üstüste -ki sayamadım.
kaç kez tuttuysam elini, öptüysem dudaklarından
atardamarlarından dışarı fışkırdı çocuk adım!
gece: tutuklayıp götürdüler beni
-suçum ne?
-tutkular içindeymişsin!
-kim dedi bunu? kim anlattı hüznümü?
ama kim açıkladı sırlarımı?
meğer beni sen ihbar etmişsin!
döndün işte ağzında bir papatya
döndün işte yüreğin sınır çizen bir nehir,
insan senin kokunla intihar edip
renklerinle yeniden dirilebilir!