Bir ot sonbaharın sararmış yapraklarından birine dönüp, “Dalından düşerken çok gürültü yapıyorsun! Kış rüyalarımdan uyanıyor ve mahrum kalıyorum senin yüzünden.” dedi.
Yaprak kızgınlıkla, “Alçak ve yurtsuz mahlûkat seni! Ezgisiz, duygusuz şey! Sen yükseklere erişemezsin ve şarkı da söyleyemezsin.”
Sonra güz yaprağı toprağa uzandı ve uykuya daldı. Bahar geldiği zaman tekrar uyandı ve artık bir ottu.
Ve sonbahar geldiğinde ve kış uykusu bastırdığında ve üstüne havadan yapraklar düşmeye başladığında kendi kendine mırıldandı, “Ah bu güz yaprakları! Ne kadar çok gürültü yapıyorlar! Bütün kış düşlerim uçup gidiyor.”
Delililiğimde hürriyetimi ve güvenimi buldum; tek başınalığın özgürlüğünü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, çünkü bizi anlayanlar bizden bir şeyleri de tutsak edenlerdir.
“Uzun yıllardır burada, bu delinin içinde, gün ışıdığında kederini yineleyip, gecenin zifiri karanlığında elemlerini tekrar hissettirmekten başka hiçbir şey yapmadan burada oturdum durdum; artık isyan ediyorum, bu halde yaşamaya devam edecek gücüm kalmadı.”