"O beyaz yaratıklar sahip olduğum ya da düşlediğim her şeyi aldılar," dedi. "Yürek tellerimi de kopardılar. Dünyada beyazlardan daha büyük bir uğursuzluk olamaz."
Modern teknoloji şeylerin meydana getirmesini makinelere devretmek suretiyle insanın yeteneğini ve hareket etme için potansiyel zamanını doldurarak ortadan kaldırmıştır. İşsizlik, modernizasyonun bir sonucudur. Bu meydana getirme bilmeyen bir kişinin aylaklığıdır. İşsizlik, Aristoteles'in aksine bir şeyler yapmanın ya da çalışmanın erdem, aylaklığın ise kötü olduğuna inanan bir insanın acıklı aylaklığıdır. İşsizlik, Protestan ahlakına yenilmiş bir insanın deneyimidir. Weber'e göre boş vakit, çalışması için herhangi bir engeli olmayan insanlar için gereklidir. Aristoteles içinse çalışma, boş zamanı olan insanlar için gereklidir.
Tarihte hiçbir toplum, ritüel ya da mit olmaksızın hayatını devam ettirememiştir. Fakat bizimki aptalca, korunmakta ve yıkıcıdır; üstelik pahalı bir kabul törenine ihtiyaç duyulanların ilkini oluşturmaktadır. Çağdaş dünya medeniyeti eğitim adına temel kabul töreni ritüelini rasyonelleştirmeye ihtiyaç duyan medeniyetlerin ilkidir. Öncelikle bireysel öğrenmenin de toplumsal eşitliğin de okullaşma ritüeli ile arttırılamayacağını anlamadıkça eğitimde bir reform söz konusu olamaz. Okullarda ne öğretildiği söz konusu olmaksızın, zorunlu kamu okullarının kaçınılmaz bir şekilde böylesine yoz bir toplum oluşturacağını anlamadıkça tüketim toplumu olmaktan öteye geçemeyiz.
3 Haziran 1982'de Londra Büyükelçisi Shlomo Argov'un suikastla öldürülmesini bahane gösteren İsrail, ertesi gün geniş kapsamlı hava harekatıyla Lübnan'ı ikinci kez işgale başlamıştır. 6 Haziran'da kara gücüyle Lübnan'a giren İsrail Ordusu, 13 Haziran'da Beyrut'a kadar olan alanda hâkimiyetini sağlamış ve FKÖ'yü Batı Beyrut'ta kuşatma altına almıştır. Varılan uzlaşıyla FKÖ milisleri ve yakınları Beyrut'tan tahliye edilerek Lübnan dışına çıkarılmıştır. 1982 işgaliyle İsrail, Lübnan'daki hedeflerine ulaştığını düşünmüştür. Bu bağlamda, kendisine tehdit oluşturan FKÖ'yü Lübnan'dan çıkarmış, Suriye'nin etki sahasını kuzeye itelemiş, byruta kadar olan bölgede güvenli saha oluşturmuş ve kendisine yakın Beşir Cemayel'i 23 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı seçtirmiştir. Ancak beklentilerin aksine işgal ve sonrasındaki katliamlar, İsrail'in Lübnan'daki varlığını bütünüyle gayrimeşru hale getirecek, FKÖ-Suriye ittifakını güçlendirecek ve Hizbullah'ın tarih sahnesine çıkışını tetikleyecektir. Esasen Lübnanlı Şiilerin örgütlü yapılar altında siyasallaşarak ilk mobilizasyonu Musa El-Sadr'ın kurduğu Emel Hareketi ile başlamış olsa da Hizbullah'ın kuruluşu gerek Lübnan gerek Ortadoğu siyaseti açısından iç savaş sürecinde ortaya çıkan en önemli gelişmelerden birisidir. 1979'dan sonra İran, bölge çapında nüfuzunu arttırmak amacıyla Ortadoğu ülkelerinde çeşitli muhalif hareketleri destekleyerek kendi kontrolü altına almaya çalışmıştır. Aynı dönemde Emel Hareketi'ni ılımlı bulanlar ile İsrail'e karşı daha sert askeri mücadeleyi savunanlar, 1980'li yılların başlarında gruptan ayrılarak Hizbullah'ı meydana getirmişler ve İran'ın desteğini almışlardır. Hizbullah, İran'dan aldığı mali destek sayesinde Şii toplumuna sunduğu geniş bir sosyal hizmetler ağıyla Lübnanlı Şiiler arasındaki toplumsal tabanını
Birinci Dünya savaşından sonra galip devletler, Nisan 1920'de San Remo'da bir araya gelerek bugünkü Lübnan ve Suriye topraklarında Fransız manda yönetiminin kurulmasını kararlaştırdılar. Bu karar, her ne kadar yerel güçler tarafından kabul edilmese de Fransa, direnişi kısa sürede bertaraf ederek 1 Eylül 1920'de Büyük Lübnan'ın kuruluşunu ilan etmiştir. Fransız mandası altında kurulan Büyük Lübnan, tarihsel mirasın aksine Lübnan Dağı'na ek olarak sahilde Beyrut, Trablus, Sur ve Sayda şehirlerini ayrıca Baalbek ve Beka Vadilerini içerecek şekilde oluşturuldu. Bahse konu coğrafi genişleme, ismi Büyük Lübnan olsa dahi ülkeyi daha büyük yapmamış, tam aksine problemlerini büyütmüştür. Öncelikle bu kararla, Lübnan'daki dini çoğulculuk artarken Marunî özgül ağırlığı da sona ermiştir. Lübnan Dağı nüfusunun yaklaşık yüzde %55'i Marunî olmak üzere Hristiyanlar %80'ini oluştururken; genişleyen coğrafyadaki toplam nüfusta Hristiyanlar ancak %50'ler kadardı. Diğer yandan eski yapıda Müslümanlar içerisinde çoğunluğu oluşturan Dürziler ise yeni kurulan devlette Sünni ve Şiilerin gerisinde kalmıştır. Diğer bir deyişle bahse konu coğrafya, tarihsel olarak meşruiyeti olmayan, siyasi anlamda ise derin çatlakları olan bir toplum meydana getirmiştir.