Kur'an'da, "kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlalarımızı dilediğiniz gibi ekin " "direktifi" verildiğinde, Allah ile erkek arasında, kadınların aradan çıkarıldığı bir iletişim oluşur. Erkek, bu iletişimin öznesi iken, kadın nesneleştirilir: Allah, erkek ile kadın hakkında konuşur. Müslüman toplumlarda kadının tecriti ve örtünmeye zorlanması yoluyla "korunması", erkek "tohumunun" korunması kaygısıyla yakından ilişkilidir. Delaney'in işaret ettiği gibi, bu kaygı, geçerli üreme teorisinin (monogenetik üreme) ayrılmaz bir parçasıdır. Bir erkeğin gücü ve otoritesi, kısacası "erkek olarak değeri", onun can verme yetisine sahip olduğu varsayımına dayanır. Buna karşılık "onuru", çocuğun kendi tohumundan olduğunu güvence altına alabilmesine bağlıdır. Bu da, karşılığında, kendisine ait olan kadını (özellikle onun bedenini) denetleme yeteneğine dayanır. Görüldüğü gibi, "tohum ve toprak" benzetmesi, ilk bakışta masum bir benzetme olsa bile, çok güçlü ataerkil anlamlarla yüklüdür. Birliktelikleri son derece doğal gibi görünen bu iki öğe kategorik olarak birbirlerinden farklıdırlar, hiyerarşik bir düzen içinde farklı değerlere sahiptirler. Erkeğin canlı öğeye, tohuma sahip olduğu varsayılarak onun yaratıcı yaşam kıvılcımını sağladığı düşünülürken, kadının - tıpkı toprak gibi- bu yaşayan özü besleme işlevini yerine getiren cansız maddeyi sağladığına inanılır. Böylece, hem Batı hem de Doğu geleneğinde var olan, kadının doğurganlığı nedeniyle salt bedene indirgenmesi olgusu, dinsel söylemin ve pratiğin kutsallığından güç alınarak ebedi kılınmış ve başlangıçta kadının ayırt edici özelliği olarak görülen yaşamı yaratma kudreti elinden alınmış olur. Bu garip "tersine çevirme hareketi" karşısında, bir kere daha, ideolojinin gücüne şaşırmamak ve "bütün dinsel sistem, kadınların yaşamı