Bana kalan saatlerimde bunları düşünmeye fırsatım oldu ve size söylemek isterim ki bazı ebedi ve ölümsüz şeyler vardır. Özellikle de aşk efendim. Hiçbir şey, ruhların birbirlerine asıkların bedenlerinden bile çok daha ayrılmaz biçimde kucakladığı bir aşktan daha yıkılmaz değildir. Ancak aşkı bedensel ve mukaddes, dünyevi ve görsel olarak ikiye ayırmaya bile gerek yoktur. Aşk kesinlikle tektir. Zira bütün bunları kendi içinde birleştiren tek şeydir o. İki sevgilinin oluşturduğu çift yıldızı, ebediyen birbirlerinin yörüngesinde dönen bu yıldızları parçalamaya hiçbir şeyin, hatta Tanrı’nın bile gücü yetmez. Diğer her şeyin, hata cennet ve cehennemin bile bunun karşısında tamamen hükümsüz olduğunu anlamak için gerçekten sevmiş olmak gerekir. Gerçek anlamda ölüm de yoktur. Gerçekte tek bir şey vardır sadece: Aşk.
Bu yüzden ölmekte olanın ya da korkuyla yaşayanın bu iki fantezisine, cennet ve cehenneme inanmadığımı itiraf edebilirim. Bizi bu hayatta ne inancın uhrevi hızlarına ne de dünyevi bir cennetin bedensel arzularına beslenecek umut ayakta tutmalıdır, bilakis doğruluktan ve güzellikten, şerefimizden ve ahlakımızdan duyduğumuz haz bize güç vermelidir.
Çünkü içimizden çıkıp dile gelenin, bizim yerimize yazı yazanın, fırçamızı yönetenin ne olduğunu, belki çoktan sönmüş kim bilir kaç yaşamın içimizde hala kol gezip gezmediğini hiçbirimiz bilmiyoruz.
Doğrusunu isterseniz, onu resmetmek istemiş olsaydım bile başka birinin resmi ortaya çıkardı. İnsan daima gerçekte var olmayan kadınları resmeder ve gerçekten sevdikleri de sadece bu kadınlardır.