Barış Ağca

Barış Ağca
Dünyanın dörtte üçü işleri
Üniversite
Çanakkale
Zonguldak
319 okur puanı
Kasım 2016 tarihinde katıldı
Evet, haklısınız. Yargıç, püreden iyi anlıyordu. Başka şeylerden de iyi anlıyordu. Daha önce de bir yargıç geçmişti buradan. O, ikincisi gibi değildi. Kendisinden bekleneni yapıyordu. Buna inanmıştı. O gittikten sonra yargı konusunda düşünmeğe başladım. Karımla da konuştum. Bir kürsüye çıkıp insanları yargılamak nasıl bir şeydir, dedim. Çünkü bana sorarsanız Tanrı bile yargılamaz insanı. Onun kürsüye çıkmasına gerek yok. Ben bu konuda söylenenlere inanmıyorum. Çünkü "Tanrı bağışlayıcıdır" denmiştir. Öyleyse? Bağışlayan, yargılamaz. Püreci yargıçla konuştum bu konuları. Bana uzun uzun bir şeyler anlattı. Pek anlamadım dediklerini ama söyledikleri, düşüncemi destekliyordu. "İnsanlar kıstırılınca yargılamak zorunda kalırlar," dedi, "toplum güvenliği dedikleri şey, aslında kişisel güvensizliğin yarattığı korkudur. Yargı, bir tür kişisel savunmadır. Çünkü toplumda kıstırılmadan yaşamak olanaksızdır." Sizin anlayacağınız beyim, benim hayatımın güzel olduğunu söylemek istiyordu; doğru olduğunu...
Sayfa 91·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsanlar arasında ayrım yapmayacak kadar deneyimsiz ya da saf değilim. Hayır! Ama gerçek kötülüğü tanıdım. Egemen olma isteğinin, hoşgörüsüzlüğün ve tutsak ruhluluğun ne olduğunu bilirim. En kötüyle en iyiyi tanıdıktan sonra arada kalanlar arasında ayrım yapmamamı hoşgörürsünüz sanırım.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Biz eskiden kentte yaşardık. Şimdi uzaktan bakınca, kent hayatını şöyle bir düşününce, diyorum ki, herkes hapı yutmuş durumda. Neyse ki, kimse sezinlemiyor bunu. Hapı yuttuğunuzun farkında olmadıkça her şey iyi ve güzel. Bir an kuşku duyarsanız, kendinizi çalışmağa verirsiniz, para kazanmakla avunursunuz, televizyon seyreder, içki, sigara içersiniz. Böylece tüm korkularınızı bastırırsınız. Bastırdığınızı sanırsınız. Biz o hoş avuntuyu yıllardır tatmadık. Yalnızca korkuyu yaşadık.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Ablamdan gelen mektupları düşünüyordum: "Orada neler oluyor, bilmek istiyorum," diye yazıyordu. "Sözgelimi Arif Hikmet beyin kızı, gelinleri nasıl yaşıyorlar? Daha doğrusu ne kadar mutlular? İyi yürekli, soylu, sizleri gözeten hanımlar olduklarını yazmıştın bana. Öyle sanıyorum ki, orada olsaydım benimle açıkça konuşurlardı. Neler anlatırlardı acaba? Onlara sormak isterdim, hayatlarımızı farklı kılan nedir? Yani parasızlık sorunu olmayınca, insanı kıskıvrak bağlayan töreler olmayınca, gülmek ayıp sayıldığından insan zamanla gülmeyi unutmazsa ve çok istediği şeyler gerçekleştiğinde bile artık istediği gibi gülmeyi beceremeyecek duruma düşmezse... Çocuklarına da gülmeyi öğretmemekten korkmazsa... Bütün bunlar olmayıca insan nasıl yaşar? Ölesiye yorulmadan geçen bir günün sonunda neler düşünür insan? Geleceği güven altındaysa... Sakın yanlış anlama. Bir derdim yok benim. Kocam, çocuklarım var çok şükür. Daha ne olsun ki?.. Ama başka türlü bir hayat vardır elbette. Gerçek hayatı anlat bana. Herkesin her şeyi bildiği dünyada hayat nasıldır? Buralarda yaşlılar hayat bir düştür, dünya yalandır, derler. Yalan olmayan bir dünya buldun mu orada? Düş olmayan, gerçek olan bir hayat... Anlatsana..." (...) Ablama gerçek hayat üzerine ne yazabilirdim ki? (...) Bana gerçek hayatın ne olduğunu soruyordu. Bu soruna cevap verebilirim şimdi. Gerçek hayat, insanın doğru bulduklarını yapabildiği bir hayattır. Hani masallarda insana üç dilekte bulunma hakkı verilir de akılsız kardeş bunu kullanmayı beceremez. Aslında insana tek dilekte bulunma hakkı verilir bence. Bunu iyi kullanırsan eğer, gerçek hayata da kavuşursun. Ben öyle düşünüyorum. Dileğim oldu. Bunun için Tanrı'ya şükrediyorum.
Sayfa 103·Kitabı okudu

Barış Ağca

, bir kitap okudu
10/10
·104 syf.·
Beğendi
·
2025 51. kitabı
Selçuk Baran
8.8/10 · 1.636 okunma