Her şeyi bırakıp yeniden hayata atılamaz erkekler, bir kadının peşine takılıp, işlerini bırakamazlar. Erkek o, erkek.
Ama ben kadınım, gidebilirim, yaptığım, başardığım her şeyi bırakıp, onun kolu kanadı altında yaşamaya gidebilirim. O zaman kimse kınamaz beni, aferin derler, bak ne kafalı kadın, nasıl vurgun vurdu, helal olsun derler.
Nereye gidebilirmişim? Beni koruma altına almaya çalışıyor, kadın olduğum için, kadın olarak doğduğum için, sanki bir zavallıyım ben ve bana birçok şey bağışlanıyor... göz yumuluyor, hoş görülüyor... Ya da suçlanıyorum hoş görülmüyorum, bağışlanmıyorum. Ya hoşgörüp bağışlayacaklar, ya da aşağılayıp suçlayacaklar... Kadın olduğum için, yalnızca kadın olduğum için. Yoksa benim yaşadıklarımı Gürkan yaşasaydı ne şu benim çektiklerimi çekecekti ne çevre ona bu kadar karışacaktı... Özgürce ikili, üçlü, beşli yaşamını sürdürecekti... Ben kadın olduğum için, şu sırada, bağışlayıcı birisiyle birlikte olduğum için, bana bir şeyler bağışlanıyor.. Hoş görülüyorum... Bana acıyorlar...
"Bu da" diye veciz bir ifadeyle ekledi Müdür, "mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmanın amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek."