“Her hayat birden çok iplikle dokunurken ve ne doğum dediğimiz şey yegane başlangıç ne de ölüm tam olarak bir sonken, nerede başlatılır ki bir insanın hayat hikayesi?”
Mutsuzluğa taparak onu oluşun etkin ve cevheri haline getirdiğimizde, alnımıza yazılı akıbetin berraklığı içinde , bir felaket şafağında , doğurgan bir cehennemde yüzeriz.
Kökü çağlarım başlangıcına dayanan bir girdabın içinde sürükleniriz; o girdabın düzen çevresine bürünmüş olması da, sadece bizi daha iyi kapak sürüklemek içindir …
Bu dünyanın prangaları ve solumaz havası her şeyi elimizden alır, kendimizi öldürme özgürlüğü hariç ; bu özgürlük de, bunaltıcı ağırlıkları üstesinden gelen bir kuvvet ve gurur verir bize.