"Kadın tartışmayı, kavga etmeyi anlayabiliyor. Bazen ellerinde olmadan birbirlerine ters laflar edebilir, kalplerini kırabilirler. Özür dilenip kavgayı ve küslüğü bitirmeli ama. Küsmeye olan enerjiyi nereden aldığını bilemiyor kocasının. Ne de olsa küsmek için bayağı bir enerji lazım. "
"Evli olmayı bir çatı altında yaşamak, sabah gitmek,akşam eve gelmek zannediyor. Eve gelmesi bir lütuf ona göre. İçkim yok, kumarım yok, karımı dövüp sövdüğüm de yok, benden bu kadar, diye düşünüyor. Aile çemberinin kenarından dolaşıyor, adımını atmıyor bir türlü içeriye. Kendi içine bükülmüş, kamburlaşmış vaziyette, içine büzüşmüş, sığışmaya çalışıyor. Ne başkasının dünyasında yer edinme arzusu var, ne de başkasını içine alma hevesi. Onun için sadece kendi var. İçine kendi isteklerini, arzularını, heveslerini doldura doldura başkasına yer bırakmıyor. Adam kendini kendiyle boğuyor.."
Ne zaman nefsimden "Bunu nasıl öngöremedim, düşünemedim" şeklinde bir hayıflanma, sızlanma yükselse, Hz. Yakup'a sorulan, "Niçin Mısır'dan gelen gömleğinin kokusunu işittin de, yakınında bulunan Kenan kuyusundaki Yusuf'u görmedin? " sorusu aklıma gelir de cevabıyla teselli bulurum: "Bizim hâlimiz şimşekler gibidir; bazen görünür, bazen saklanır. Bazı vakit olur ki, en yüksek mevkide oturup her tarafı görüyor gibi oluruz. Bazı vakitte de ayağımızın üstünü göremiyoruz."