Kitap çeyrek yüzyıl önce , 2000 yılında yayınlanmış olmasına rağmen hala güncel , hala çok canlı ve çarpıcı tespitlerle dolu . Bugün savaş , şiddet ve ölüm coğrafyası olarak anılan Ortadoğu’nun ve bu coğrafyadaki aidiyetlerin yaşadığı dönüşüm çok iyi anlatılmış .
Bağdat , Şam , Tahran , Beyrut , Kahire gibi şiddetin ve bağnazlığın sembolü haline getirilmiş kentlerin özündeki kültür , sanat , edebiyat harcını görebilmek için de önemli doneler içeriyor .
Günümüz dünyasında en büyük ayrışmalar kimlik ve aidiyetlere dair . Sormadan , soruşturmadan , anlamadan biz ve ötekiler diye ayrılmak ve ötekiyi her tür acıya , ölüme , şiddete layık görmek dünyanın topyekün bir savaş alanına dönüyor olmasının en büyük sebebi . Bazen sadece “ tahammül” de savaşları önleyebilir veya varolan bir savaşı bitirebilir fikrinin mümkün olduğunu gösteriyor kitap .
Değişimin her yer ve herkes için mümkün olduğunu ; anlamak ve anlatmanın yaşanılan evrensel birçok sorunun panzehiri olduğunu makul örneklerle ortaya koyuyor.
Suriye özelinde bugün tekrardan tüm dünyanın gündemine gelen Ortadoğu meselesini anlamak için de çok faydalı bir eser . Tabi ki her şey değil ama çok şey .
İyi okumalar …