Kebikeccc

Kebikeccc
@Ya_Kebikec_
Bedevi
Kendisine, hemen diğer her şeyin mahvolduğu bir yerde, çölde yaşama imkanı bahşeden sebat ve sabrın, onun en yüksek fazileti olduğu anlaşılmaktadır. Kayıtsızlık ve kaygusuzluk aynı faziletin diğer bir yüzüdür. Diğer göze çarpan bir hususiyet olan şahsını düşünürlük o derece köklüdür ki bu, bedevinin beynelmilel bir şahsiyet kıvamına erişmesine hatta kabileye has müşterek menfaat idealinin inkişafına asla müsaade etmemiştir. Disiplin, nizâma hürmet ve otorite, çöl hayatında birer put olamazlar. Bir Bedevi şöyle dua etmişti: Yâ Rabbi! Başka kimseye değil, sadece bana ve Muhammede merhamet et!
Sayfa 57 - İFAV, 1.Baskı, 2011
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
En çok buna kırıldı ve üzüldü
Bana, Cumhurbaşkanı Gül'ü 7 yıl boyunca en fazla nelerin üzdüğü ve kırdığı sorulsa, görev süresinin neredeyse 5 yıl boyunca belirsiz bırakılmasını bunların başında sayabilirim. Gül seçildiğinde görev süresi 7 yıldı. Ama daha sonra yürürlüğe giren Anayasa değişikliği bu süreyi 5 yıla indirdi. Peki şimdi Gül 5 yıl mı, 7 yıl mı cumhurbaşkanlığı yapacaktı? Bu belirsizlik yaklaşık 5 yıl sürdü ve sürekli, ''Görev süreniz 5 yıl mı , 7 yıl mı?'' sorularına maruz kaldı. Ben, Cumhurbaşkanı'nın hiçbir soru karşısında bu kadar zorlandığını ve bocaladığını anımsamıyorum. Zira, cevabını kendisi de bilmiyordu. Bir gün makamında bu konuyu konuşurken ilk defa içini döktü: ''Ben, yurtdışı seyahatlerimde, hep Türkiye'nin ne kadar öngörülebilir bir ülke olduğunu anlatıyorum. Ama kendi görev süremi bilmiyorum. Her görüşmemde içimden, inşallah bana bunu sormazlar, diyorum. Çünkü nasıl bir cevap vereceğimi bilemiyorum.'' ''Peki, Sayın Başbakan'la bu mevzuyu aranızda hiç konuşmuyor musunuz?'' ''Ben, kendi durumumla ilgili konuşmam.'' Her hafta görüşmelerine rağmen, bu konu ikisi arasında nedense hiç açılmıyordu. Bu sıkıntı Ocak 2012'ye kadar sürdü. TBMM'ye sunulmak üzere Cumhurbaşkanı seçim kanunu taslağı hazırlanmıştı. Taslakta, Gül'ün görev süresi 7 yıl olarak belirleniyordu. Fakat taslağın içinde hiç ama hiç beklenmeyen bir madde daha vardı: ''2007 Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden önce seçilmiş cumhurbaşkanları ikinci defa seçilemez.'' Gül'e kendi partisi, bir daha seçilmesinin önünü yasayla kapatmak istiyor ve adeta yasak koyuyordu. Çünkü yasak kapsamına giren diğer eski Cumhurbaşkanları, Kenan Evren, Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer'di. Onların yeniden adaylığı söz konusu olmadığına göre, madde tamamen ''kişiye özel'' idi. GÜL'DEN ADALET BAKANI'NA GİDEN MESAJ
Sayfa 122 - Doğan Kitap, sayfa 122, 123, 124.
''O yasağı ben deleceğim''
...Başbakan Erdoğan hiç beklenmedik şekilde Facebook ve YouTube'u kapatabileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Gül’e 7 Mart'ta İstanbul'da cuma namazı çıkışı gazeteciler, Başbakan’ın bu sözleri hakkında ne düşündüğünü sordu. Cumhurbaşkanı şöyle dedi: ‘’YouTube, Facebook gibi platformlar dünyanın her yerinde geçerli olan şeyler ve bunların kapatılması diye bir şey söz konusu olamaz. Yalnız bu bu platformlarda herhangi bir şekilde bir suç işlenirse, birisine hakaret veya birisinin özel hayatına saldırı söz konusu olursa mahkeme kararı ile bunlar kapatılır ve gerçek anlamda suç neyse sanal ortamda da suç aynıdır. Ama herhangi bir şekilde özgürlüklerden geriye gidiş söz konusu değil. Biz Türkiye'de her zaman özgürlüklerin genişletilmesi ile ilgili yaptığımız reformlarla hep gurur duyuyoruz. Daha da muhakkak ki bunlar hep ileri gidecektir.’’ Cumhurbaşkanı, Başbakan Erdoğan'ın o kadar ileri gideceğine ihtimal vermiyordu. Ancak gelişmeler hiç de öyle olmadı. Twitter, YouTube ve Facebook'a erişim, TİB aracılığıyla toptan engellendi, yani yasaklandı. Türkiye bir anda sosyal medyayı yasaklayan ülke olarak dünya gündemine oturdu. Türkiye, bu yasakla Kuzey Kore gibi ülkelerin seviyesine inmişti. ‘’O yasağı ben deleceğim’’ Daha kısa bir süre önce böyle bir yasağın söz konusu olmadığını söyleyen Gül'ün, Twitter’a erişimin engellenmesinden sonraki ruh hali çok kötüydü. Hayal kırıklığı, şaşkınlık ve kızgınlık hepsi bir aradaydı. Her şeyden önce bu, hukuka aykırı bir uygulamaydı. Danışmanlarıyla bu konuyu konuşurken, hiç beklemediğimiz bir çıkış yaptı: ‘’Twitter'a konulan yasak anayasa ve yasaya aykırı. Bu yasağı ben deleceğim.’’ Artık sabrı gerçekten taşmıştı. Bu gidişe bir dur demek istiyordu. Cumhurbaşkanı mesajlarını tamamen kendisi dikte ettirdi ve Twitter üzerinden birbiri ardına
Sayfa 153 - Doğan Kitap, 2014 Yılı Sosyal Medya Yasağı, sayfa 153-154.
Kavgaya Giren, Kavgayı Ayıran
Bir gün Cengiz Çandar sohbetimiz sırasında bana şunları söyledi: ''Geçenlerde Amerikalı bir gazetece bana Gül ile Erdoğan arasındaki farkı sordu. Ben de şöyle bir benzetme yaptım. Bir sokakta iki kişi kavga ediyorsa Erdoğan gider o kavgaya karışır, Gül ise, kavgayı görünce o sokağa girmez ve yolunu değiştirir dedim.'' Gül'e anlattığımda bu benzetmeye tepki gösterdi: ''Hayır. Ben kavgayı görünce sokak değiştirmem. O sokağa girerim ve kavgayı ayırmaya çalışırım. Cengiz'e bunu böyle söyle.''
Sayfa 107 - Doğan Kitap
''Beni hapse atacaklar''
17 Ocak 2011 tarihinde Ruşen Çakır aradı. Sesi kaygılıydı: ''Hemen konuşmamız lazım. Ama telefonda olmaz. Yüz yüze konuşmamız gerek.'' O İstanbul'da ben Ankara'daydım. İlk uçağa atladı geldi. Endişeli olduğu her halinden belliydi: ''Cemaat beni içeri alacak.'' diye söze girdi. Ben allak bullak ''Neden, nasıl olur?'' diyebildim. O kaynağından emindi. ''Tamam. Sakin ol. Ben Cumhurbaşkanı ile konuşurum.'' dedim. Ruşen'i uğurladıktan sonra Cumhurbaşkanı'nın yanına gittim. Durumu anlattım. O da çok şaşırdı. ''Ben bir bakayım. Seninle daha sonra konuşuruz.'' Ertesi gün öğleden sonra cumhurbaşkanı beni çağırdı. ''Ruşen haklıymış.'' dedi: ''Ben müdahale ettim. Rahat olsun. Yalnız şimdi sana Emniyet'ten bazı isimler vereceğim. Ruşen'e söyle o isimlerle irtibatını kessin.'' Ruşen ile buluştuk. Kendisine Cumhurbaşkanı'nın söylediklerini aktardım. Derin bir nefes aldı. Haksız değildi. Bir anda kendisini, ne zaman çıkacağını bilmeden demir parmaklıklar arkasında bulması işten bile değildi. Cumhurbaşkanı Gül müdahale etmeseydi, Ruşen Çakır, Nedim Şener ve Ahmet Şık'tan önce hapse girecekti. Bu olaydan sonra Cumhurbaşkanı ''Ruşen'i gezilere daha sık alalım.'' dedi. Bu şekilde ona sahip çıktığını da göstermek istiyordu.
Sayfa 99 - Doğan Kitap