Dal kendi içine, koş kendi kendinin peșinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, ân, gör, kendi içinde gör Allah'ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel.
"Bir mısra için insan kuşların nasıl uçtuğunu hissetmelidir." İnsan... İnsan... Küçük... "Kücük çiçeklerin sabahları hangi kımıldanışlarla açtığını bilmelidir." Ve insan, meçhul, meçhul... "Meçhul semtlerdeki yolları, beklenmedik tesadüfleri ve uzun zamandır gelmekte olduğu görülen vedaları düșünebilmelidir: hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini..." O kadar çok, derin ve müphem... Nasıldı? Hatırlamıyor orasını. Sessiz. "Sessiz, kapanık odalarda geçen günleri ve deniz kıyısındaki sahaları, üstümüzden esen ve bütün yldızlarla uçan yolculuk gecelerini düșünebilmelidir. Bu da yetmez" Bu da... Bu da... Ha... Evet... " İnsanın birbirlerinden farkln birçok sevda gecelerine ait hatıraları olmalıdır; doğuran kadınların haykırışlarına ait, içine kapanan, hafif, beyaz, uyuyan lohusalara ait hatıraları olmalıdır. Hem de can çekişen kimselerin yanında oturmuș bulunmalıdır. Kesik kesik gürültüler duyulan, penceresi açık odada ölülerle durmuş olmalıdır Ve insanın hatıraları..."