O zamanlar kimi yarı farkındalık anlarında bilincine varmadan içimde özlemle uyanan şey aslında arzular değil arzulama arzusuydu; daha güçlü,daha azılı, daha hırslı,daha doyumsuz arzulama,daha fazla yaşama ve belki de acı çekme isteğiydi.
O olağanüstü gecenin tek bir ânını bile unutmaktan korkmuyorum; o anların yolunu belleğimde adım adım geri gitmek için hiçbir işarete,hicbir kilometre taşına ihtiyacım yok: Gün ortasında herhangi bir an ya da gecenin bir vaktinde tıpkı bir uyurgezer gibi onun dünyasına geri dönüyorum ve oradaki her bir ayrıntıyı zayıf belleğin değil, sadece yüreğin bilebileceği o dirayetle görüyorum.
Şimdi anlıyordum. Yeteri kadar yaşamamıştım, yeteri kadar deneyim yoktu, hatta bugün bile hani size konuşuyorum ya, biliyorum ki imanınız ne kadar gevrese hep daha öğrenecek bir şeyleriniz kalıyor.