"Evet, pek aziz dostum, dünya ölümden geçilmiyor, ölüm kol geziyor dört bir yanda, rastladığın her çit üzerinde bakıyorsun oturuyor ölüm, her ağacın ardında dikilip duruyor. Duvarlarla çevirmişsiniz etrafınızı, yatakhaneler, şapeller ve kiliseler inşa etmişsiniz, kaç para, Azrail her pencereden gözlüyor içersini, gülüyor, tek tek her birinizi öylesine yakından tanıyor ki, gece yarısı pencerele rinizin önünde onun kahkaha seslerini işitiyor, isimlerinizle sizlere seslendiğini duyuyorsunuz. Mezmurlarınızı söyleyin istediğiniz kadar, mihrapta o canım mumlarınızı yakın, akşam dualanınızı, sabah dualarınızı yapın, şifalı otları toplayıp laboratuvarınızda biriktirin, kitaplıklarınızı kitaplarla tıka basa doldurun! Perhiz yapıyor musun, dostum? Uykularını haram ediyor musun? Merak etme, yuvanı yapacak dostun Azrail, kemiklerine varıncaya kadar seni soyup soğana çevirecek. Koş, sevgili dostum, durma koş! Çalıp söylüyorlar ilerde, koş, kemiklerini güzelce bir arada tutmaya bak, dağılıp gidecekler çünkü, bizde kalmayacaklar. Ah, ah zavallı kemiklerimiz, ah bizim zavallı boğazımız, midemiz, ah kafatasımızın içindeki o birazcık beynimiz! Hepsi de bırakıp gitmek istiyor bizi, hepsi şeytanın malı olmak istiyor, ağacın üzerinde kargalar tünemiş, kara kara papazlar tünemiş."