rüya, bütün çektiğimiz.
rüya kahrım, rüya zindan.
nasıl da yılları buldu,
bir mısra boyu maceram...
bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
bilmezler nasıl sevdik,
iki yitik hasret,
iki parça can.
burada insanın canını sıkan şey nedir biliyor musun? herhalde onların yalan söylemesi değil. yalan, her zaman hoş görülebilir... yalan sevimli bir şeydir, çünkü insanı gerçeğe ulaştırır. hayır, burada insanın canını sıkan şey, yalnız yalan söylemeleri değil ama kendi yalanlarına kendilerinin de inanmalarıdır.
mesela bana, bugüne kadar "başkalarını sev!" dedilerse ve ben de sevdiysem, bundan nasıl bir sonuç çıkıyordu? şöyle bir sonuç çıkıyordu: ben kaftanı ikiye bölüyor, yarısını komşuma veriyordum. böylece ikimizde, "birkaç tavşanın peşinden koşan hiçbirini tutamaz!" diyen rus atasözünde olduğu gibi, yarı çıplak kalıyorduk. bilgi ise herkesten önce kendini sev, der. çünkü dünyada her şey kişisel çıkar temeli üzerine kurulmuştur. yalnız kendini seversen, hem işlerini gerektiği gibi yaparsın, hemde kaftanın sapasağlam kalır.
başlangıçta ne varlık ne de hiçlik, ne hava ne de gök vardı. ne vardı? kim ya da ne gözetti onu? karanlık, ışık, hayat ya da ölüm yokken, ne vardı? boşluğun derinliğinde kendine nefes veren, sıcaklıktan tutku ve ruhun özüne dönüşen biri vardı, diyebiliriz yalnızca