Çünkü yaşadıklarım bana öğretti ki, bu ülkenin asıl meselesi, milletin hep boyun eğmesi, hayır diyememesi suskunluğu erdem zannetmesi. Üstelik öyle kolayca vazgeçilecek alışkanlıklar değil bunlar. Etimize, kemiğimize işlemiş, tenimize sinmiş, binlerce ylın lanetli mirası...
İnsanoğlu, dünyanın en büyük muammasıdır. İyi manada söylemiyorum, kötü manada da söylemiyorum, bütün o büyük zıtlıklarıyla
birlikte söylüyorum. insan ruhu, henüz keşfedilmemiş kapkaranlık bir coğrafyadır. Vahșetle șefkat, korkuyla cesaret nefretle sevgi, mantıkla delilik hepsi bir zihnin içinde hapsedilmiştir. Bazen kendimizi iyi biri zannederiz ama değilizdir, bazen kendimizi sevgi dolu biri zannederiz ama aslında öldürmeye yatkınızdır, zıddı da mümkün tabii. Sevgisiz bir ortamda büyüdüğü için nefret dolu olduğunu düşünen birinin elinin kötülük yapmaya gitmemesi gibi.. Çoğumuz kim olduğumuzun farkında değiliz, bunu düşünmemişizdir bile. Düşünmek için bașımıza sarsıcı bir olay gelmesi icap eder, kendi ruhumuzla yüzleşmek zorunda kalacağımız korkunç bir olay... Tıpkı o yaz akşamı beni acımasız bir katile dönüştüren o meșum suikast gibi.
"Bütün aşklar imkansızdır Șehsuvar," diye karşılık vermiştin. "İmkânsızlık olmazsa așk söner. Ve hepsinden mühimi, aşk bir ticaret değildir benim yakışıklı aptalım. Aşk, neticeyle alakadar olmaz, bugüne bakar, sadece bugüne, hatta şuana... Ateş yandığı sürece vardır, o tutku sönmediği sürece...
İnsan, tarihin rüzgârı karşısında, okyanusa düşmüş bir ceviz kabuğu gibidir. Ne kadar șuurlu davranmaya çalışırsa çalışsın, kaderi dalgaların insafına kalmıştır.