Yakup Coşkunoğlu

Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ile Kırım Savaşı’na girdiğinde, bu harbin getirdiği parasal yükü karşılamak için, 1854’te savaş esnasında, tarihinde ilk defa dışarıdan borç para almak zorunda kaldı. Londra ve Paris’teki Palmer ve Goldschmid isimli iki banka grubundan 3 milyon sterlin borç alındı. Bu paranın 700 bin sterlinine bankacılık masrafları ve borcun ilk taksiti olarak el konulmuştu. Kalan miktarın tamamına yakını ise Kırım Savaşı için harcandı. İlk borcu alan Sultan Abdülmecid, bu konuda şunları söylemişti: “Borç almamak için çok çalıştım. Lakin durum bizi borç almaya mecbur etti. Bunun ödenmesi gelirlerin artmasıyla, bu da ülkenin imarı ile olur”.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Osmanlı devlet adamları bu tuzağa düşmekte gecikmediler. 1850’de Osmanlı maliyesi aylıkları ödeyemeyecek duruma gelince, Sadrazam Reşid Paşa ve diğer devlet ileri gelenleri dışarıdan borç almak için harekete geçtiler. Bu duruma karşı çıkan padişahın eniştesi Fethi Paşa, Abdülmecid’i borç almaktan vazgeçirdiyse de borç antlaşması imzalandığı için Osmanlı İmparatorluğu mukavelenin feshi için 2 milyon 200 bin frank tazminat ödedi.
Osmanlı’nın borçlarını ödeyememekten dolayı mali olarak batışının hazin hikâyesi hem bize hem de bütün dünyaya tam bir ibretlik durumdur. Batılı devletler önce Osmanlı’yı borç almaya teşvik etmişler, sonra da devlet iflas edince ülkenin mali denetimini ele geçirmişlerdi.
93 Harbi’nin en önemli sonuçlarından birisi başta Bulgaristan’daki Türk ahalisi olmak üzere birçok bölgedeki Rumeli Türkleri’nin, katliam ve baskılarla göçe mecbur edilerek yaklaşık 500 yıldır yaşadıkları topraklarını bırakıp Anadolu’ya sığınmak zorunda kalmalarıdır. Harbin sonunda birçok bölgedeki Türkler hemen hemen tamamen yok olmuştu. 500 bin kişi savaşta katledilerek, açlık ve hastalıktan öldü. Bir milyonu aşkın insan ise göç ederek, daha güvenli buldukları Şumnu, Batı Trakya, Makedonya, İstanbul ve Rodoplar bölgesine sığındı. Bu göç dalgası vatanlarını terkeden insanların perişan bir şekilde yolculuk etmelerine ve devletin ekonomik açıdan daha da sıkışmasına sebep oldu. Muhacirler, Anadolu’da yerleştikleri yerlerde büyük sıkıntı çektiler, ayrıca o bölgelerin eski ahalileri ile de aralarında çeşitli ihtilaflar meydana geldi. İstanbul’a gelen aşırı göç yüzünden şehrin yapısı bozulmaya başladı.
31 Ocak 1878’de imzalanan Edirne Mütarekesi ile savaş sona erdi. Barış görüşmeleri daha sonra Ruslar’ın karargâhlarını naklettikleri Yeşilköy’de (Ayastefanos) devam etti ve 3 Mart 1878’de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Ayastefanos Antlaşması, Panslavizm’in bir zaferiydi ve Rusya’nın bu kadar avantajlı bir konuma gelmesi mevcut siyasi dengeyi bozuyordu. Bu yüzden anlaşma başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin yoğun muhalefeti ile karşılandı. 13 Haziran 1878’de toplanan Berlin Kongresi’nde, Ayastefanos Antlaşması’nın maddeleri yeniden ele alındı ve değiştirildi. Büyük devletler Berlin Anlaşması’yla Osmanlı İmparatorluğu’nun durumunu sağlamlaştırdıklarını söylemişlerdi. Ancak üzerinde 5.5 milyon insanın yaşadığı 212 bin kilometrekarelik arazi kaybedilmişti.