Yakup Coşkunoğlu

Yakup Coşkunoğlu
@YakupTimur
"Her gün sabah kalkıp da gazinodaki kara tahtadan acaba ne acı havadis alacağız diye ruhumuz titreyerek havadis okurduk. İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberi yazılmıştı. Daima meşum haberlere sahne olan o kara tahtaya daima şeametli haberler yazılırdı. Maahâzâ bu gün de okuduğumuz bu haberler her birimizin kalbinde acı ve derin yaralar hasıl etmişti. Tabi bundan müteessir olanlar Türk ruhu ve Türk milliyetini taşıyanlardır. Zira içimizde muhtelif milliyetlerde adamlar var. Onlar bıyık altından gülenlerdir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir ay hitamında Ramazan Bayramı geldi. Evet, o gün çok acı bir gündü. Bilhassa bizimle beraber esir olan Baytar Kaymakamı'nın 23 yaşındaki oğlu, bayram günü pek vazıh bir nutuk verdi. Efrat-ı ailesi arasında olup da bayram günlerini tesit edenler ve günlerini neşe ve sürur içinde geçirenler ne mesut insanlar olduğu gibi, bizler böyle esaret hayatındaki hâlimizle mukayesenin ne kadar acı olduğundan bahsetti. Vatanından uzak, kalpleri titrek, ruhi ıstıraplar içerisinde geçirilen bayram günlerini yaşayan biz esirler, felaket ve ıstıraplarını dökecekleri gözyaşları ile ancak teselli edebilirler. Gerek Ramazan ve gerekse bayram günleri böyle acı hatıraların sahne-i ıstırabı olmakla geçti.
1919 yılının ilk Ramazan ayını esaret altında geçiriyoruz. Çok acı ve kederli olan bu Ramazan, cephede geçirilen Ramazanlardan daha acıydı. Çünkü cephedeki mahrumiyetlere, gelecekteki güzel günlerin hayaliyle katlanıyorduk. Oysa şimdi geleceğin karanlığına düşmüş, vatandan ve aileden uzak kalmış bulunuyoruz. Geleceğe dair ümitlerimizi kaybettiğimiz bu acı günlerde, özellikle Ramazan ayı, katlanılması güç bir sefalet hâline gelmişti. Esirlerin oruç tutup tutmaması konusunda Mısır Müftülüğü'nden alınan fetvada, orucun kişinin tercihine bırakıldığı bildirildi. Bazı arkadaşlar oruç tutuyordu. Onlar için kampta sahur yemeği veriliyor ve ayrıca namaz kılmaları için bir çadır tahsis ediliyordu. Bu metin, esir düşen Osmanlı askerlerinin 1919 Ramazanı'nda yaşadıkları vatan hasretini, umutsuzluğu ve esaret şartlarını oldukça duygulu bir şekilde anlatıyor. Özellikle “cephedeki Ramazan bile bundan daha kolaydı” vurgusu dikkat çekici.
“Bir gün yine denize çıkmıştık. Kampa geldiğimizde akşam yoklaması esnasında zabit tarafından sayıldık. Yanlış tekrar sayıldık. Yine adet noksan. Olduğumuz yere oturduk. Çadırlar arandı. Kampın her tarafı arandı. İki efendi yok. Derhal etraftaki nöbetçiler aramaya çıktılar. Yok, yok. Acaba bunlar ne oldular? Derhal umum karargâha haber verildi ve Kahire’ye telgraf çekildi. Bunun üzerine nöbetçiler ve muhafazalar sıkılaştı. Artık deniz yasak edildi ve harice gezinti de men edildi. Epey bir vakit sonra bu iki firar vakası anlaşıldı. Bu efendiler iyice İngilizce biliyorlar. Hariçten iki kat İskoçya elbisesi tedarik etmişler. Çünkü bizim iaşelerimizi temin için kamp müteahhidi yanında kamptan iki efendiye beraber dışarı giderler. Artık bu suretle mi veya başka şekilde mi iki elbise tedarik ederek denize çıktığımız zamanlarda onlar da çadırda soyunup kendi elbiselerini saklayarak yalnız üzerlerinde bir kaput ve İskoçya elbiseleri de kaput altında olarak deniz sahiline çıkarlar. Bir taşın arkasında bu elbiseleri giyinip İngilizce konuşarak nöbetçilerin önünden geçerler. Demek evvelce tedarik ettikleri mevkie kadar giderek oradan amele kıyafetinde vapura binerek firar ederler. Bu havadisi bir ay sonra arkadaşlarına yazdıkları havadisten anladık. Bu suretle İngilizleri de firarlarıyla hayrette bırakmışlardır.”
Hastaları sevk etmek üzere develer geldi. Devenin üzerine iki gözlü yapılmış ve şutuf dedikleri sandıklar içerisine girdik. Mukabil taraftaki hasta arkadaş benden ağır olduğu için benim tarafıma muvazene hâsıl olsun diye taş parçaları konuldu. Deve bir ileri bir de geri hareket yaparak olduğu yerden ayağa kalktı. Yavaş adımlarla yürümeye başladı. Bana da sandık içerisinde ve bilhassa güneşin harareti altında bir rehavet gelmişti. Birçok günlerden beri sigaradan mahrum olduğumdan, arkadan içilen bir sigara dumanı bana ne kadar lezzetli bir koku intişar ettirdi. Be her sigarayı bir Mecidiye mukabili olarak sigara aldım. Bizim develeri sevk eden deveci, bende para olduğunu görünce hainâne sözlerle benden para istemeye başladı. Tabi kim onun sözüne kulak asar.