Yakup Coşkunoğlu

Yakup Coşkunoğlu
@YakupTimur

Yakup Coşkunoğlu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·192 syf.·
2026 50. kitabı
İmam Gazali
9.3/10 · 254 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Teessürler kaydedeceğim ve Salt’ta kendisinin çadırına bana çok izaz ve ikramda bulunan Brummana’da halef ve selef olduğum Lütfullah Efendi’nin vefatını gördüm. Her gün başka ölüm manzarası karşısında bulunuyoruz. Her taraf cenaze dolu. Yakında hali hazırda bulunan bir zabitin kıvrandığını gördüm. Bakmak için yanına gittim. Bir de ne göreyim? Benim arkadaşım Lütfullah Efendi. Ne yapabilirim? Zira ben de yoksulluk içerisindeyim. Çizmeleri ayağında bitap yatıyor. Başını kaldırdım, yanımda bulunan peksimeti mataradan ıslatarak ağzına verdim ve yedirdim. Demek karnı da açmış birkaç lokma yedi ve sudan içerek bana dua etti. İşte arkadaşıma yaptığım son iyilik. O gece sabahı vefat etmişti. Hayattan herkese gına gelmiş. Çünkü her gün bu hal devam ediyor. Günlerce burada bekliyoruz. Bir saat evvel tanışıp görüştüğün bir arkadaş ertesi günü rahmete kavuştuğunu işitiyoruz.
ESARETİN İLK GECESİ İlk içtima mahalli Şam’ın cenûb-ı garbisinde ve Şam’a iki saat mesafede bulunan bir sırt üzerinde idi. Etrafımız mahsur bir çember içerisindeyiz. Şam’da kalanlar da Araplar tarafından esir edilmiş. Şam’daki bütün cephanelikler infilak ettiriliyor. Şam’da esir edilenler değil asker bütün sivil memurlar da ve kadınlarıyla beraber bütün Türk namını taşıyan ve Türk camiasına mensup herkes Araplar tarafından esir edilmiş. İnsaniyetin kabul edemeyeceği şenaat karşısında kalmışlar ve Arapların seve seve yaptıkları bu haller temadi ediyor. Bulunduğumuz mevkideki sırt üzerinde hayvanat-ı zâhife¹ gibi kıvranıp sabahın aydınlığını bekliyoruz. Gece birçok gürültüler işitiliyor. Kafilenin arka cihetinden feryatlar geliyor. Çünkü İngilizlerin soygunculuğu başlamış. Şahıs üzerinde her ne varsa hediye sıfatiyla alıyorlar. Mütemadiyen esir kafileleri geliyor. Dört bin mevcudu buldu. Arkası kesilmedi. Ne bize ve ne de o gün hayvanlara yiyecek yok. Dizginler ellerimizde tâbesabah böylece vakit geçirdik. Harputlu Mahmut Efendi ile buluştuk. Benim yanıma hareket esnasında gedikli piyade çavuşu olarak aldığım Asım Efendi ile beraber üçümüz bir tarafa sıkışarak bekliyoruz. Rabo Boğazı’nda 30 Eylül faciası kurbanları hep oraya toplanmış, feci manzara karşısında ertesi günü bekliyor.
Bu malumat her ne kadar İsmet Bey’e haber veriliyorsa da iş işten geçmiş bulunuyor. Reisicumhur, Kisve cephesinin ne suretle Ali Rıza tarafından terk edildiğini Ali Rıza’nın emir subayı Fayık Bey’den aynen haber aldım. Zira o zat da beraber esarette idi. Ali Rıza, emir subayı olan Fayık’ı diğer civarda bulunan bir birliğe haber için gönderiyor. Emir subayı geldikte paşanın hattın ilerisine doğru gittiği haberini alıyor. Bu haberi derhal Cemal Paşa’ya bildirmek için paşaya gelerek malumat veriyor ve Cemal Paşa vaziyeti idare etmek için İsmet Bey’e haber verilmesini emrediyor. Emir subayı giderken Kisve’den İngilizlerin geldiğini görerek vaziyeti tekrar Cemal Paşa’ya haber veriyor. Paşa da hiçbir tertibat almayarak maiyet süvarileriyle ilk ateş altında boğazdan çıkıyor. Şam’dan çıkmak için yalnız Rabo Boğazı yolu vardır. Şam’daki bütün kıtaat vaziyeti bilmeyerek boğazın açıldığını görmekle tamamen dar geçide giriyor ve böylece bir İngiliz müfrezesine binlerce Türk esir ediliyor. Eğer boğaz evvelden serbest olsa idi veya boğaz vaziyeti bizim tarafımızdan himaye edilse idi veya Şam’ın birden ansızın terk edilerek boğazın vaziyetinden kıtaat haberdar olsa idi böyle mezbahaya giden kurbanlık gibi sel halinde dar sahaya kimse girmez felah ve necatını başka yerde arardı ve böylece fare kapanına düşmezdi. Artık Arapların son neşesi gelmiş ve Türk Ordusu perişan edilmişti.
30 Eylül 1918 – Perşembe Bugün safahat-ı hayatıma esaret dakikalarının acı hatıraları kaydettiren bir gündür. Bütün ordunun bir günde esareti ve böyle dar bir geçit içerisinde hayatlarının acı dakikalarını idrak etmeleri, harp hadiselerinin karanlık ve kaderin acı cilvesinden ibaret olduğu bir gündür. Hâlet-i nez’in son dakikalarını yaşayan bizler, akıbet esaretin pençe-i zulmünden kendimizi kurtaramayıp o sefaletin pençesine düşmüştük. Hürriyet ve serbestiyet anlarında beşer birçok azaplara katlanır ve çekilen ıstıraplara karşı çare aramaktan hâli kalmaz. Fakat hürriyeti elden gitmiş çaresiz esaret karşısında ve kırılan ümit içerisinde bir müddet çekilecek zillete katlanmaktan ve kadere işi terk etmekten başka çare kalmaz. İşte Otuz Eylül Perşembe günü de bu ümitsiz hayatın birinci gününü teşkil etmişti.