"Quo vadis Seigneur?"
("Nereye gidiyorsun efendi? ")
Kısık bir sesle cevap verdi: "Hayat-ı muhayyele!"
(hayal edilen hayat)
Ah o hain, o yetişilmez, o uzak hayal! Daima hasretlerde, daima mahrumiyetlerde var olan muhayyel hayat! Bazen seni ta yanımızda zevcelerimizin açık, müşfik (şefkatli) çehresinde, zevçlerimizin vefakâr sakin ubudiyetinde (kulluk...) göremeyerek belki hiç var olmadığın vücutlarda ararız!...