Kadın, söyle!" dedi. "Tüller, ziynetler, güzelliklerle ruhu sayd¹ eden bir günah füsun² ve cazibesiyle kalbimi çağırıyorsun, gözlerinden namütenahi³ his ve aşk nurları ruhumun hiçbir lezzetle kirlenmemiş pak ve nezih⁴ derinliklerine dalıyor ve orada kendimde varlığını inkâr ettiğim beşeri arzuları tenvir⁵ ediyor. Benden ne istiyorsun?"...
sayd¹ = av
füsun² = büyü
namütenahi³ = sonsuz
nezih⁴ = temiz, hoş
tenvir⁵ = aydınlatma, nurlandırma
Çünkü ruhumda bir nokta, en derin hâkim bir nokta boştu. Onu ne şaşaa-i dârât¹, ne bütün insanların ubudiyet² kanları ne de bütün ecramıyla³ semavat⁴ dolduramıyordu. Çünkü o nokta mevcudiyetimin en ince zerratına kadar sükûnet ve haz getirecek bir varlık, bir eş bekliyordu...
şaşaa-i dârât¹ = heybetin, azametin parlaklığı (gösterişi)
ubudiyet¹ = kul, köle
ecram³ = gök cisimleri
semavat⁴ = gökler, semalar