Pankreas çok fazla çalışır ve azami miktarda insülin
üretir ama hücreler bu insülin sinyallerine cevap vermez.
Sonuç, "tip-2 diyabet" dediğimiz şeker hastalığıdır. Sistem tümüyle
bozulmuştur ve kan şekerini dengede tutabilmek, artık
sadece ilaçlarla mümkündür.
eğer çok fazla karbonhidrat tabanlı
beslenirseniz, doğal olarak, bağırsaklarınızdan emilen şeker
miktarı da artacaktır. Bu durumda, kan şekeri daha da yükseleceğinden,
pankreas tarafından daha fazla insülin salgılanacak-
tır. Zira kanda ilgilenilmesi gereken şeker miktarı çok artmıştır.
Fakat burada ilginç bir biyolojik fenomen ortaya çıkmaktadır.
İnsülinin kanda artması sürekli hale geldiğinde, hücreler artık
insülinle ilgilenmemeye başlarlar. Tıpkı gerçek hayatta olduğu
gibi, bir şeyin miktarı ne kadar artarsa ona karşı o kadar duyarsızlık
oluşur. Hücreler insüline karşı büyük bir vefasızlık örneği
göstererek artan insülini görmezden gelir ve insülin duyarsızlığı
dediğimiz bir durum oluşur. İnsülin duyarsızlığından dolayı
kandaki şekerlerin hepsi hücrelere alınamaz. Bunun üzerine
şekerin hücrelere alınmadığını gören ve duruma oldukça bozulan
pankreas daha çok insülin salgılamaya başlar.
Şeker pancarından elde edilen beyaz
şekere Latince "sükroz" denir. Sükroz, glukoz ve fruktozun birleşmesi
ile oluşan disakkarit bir moleküldür. Buradan da anlaşılacağı
üzere monosakkaritler birleşerek disakkaritleri, onlar
da birleşerek polisakkaritleri ve nihayetinde bizim "karbonhidrat"
olarak bildiğimiz yapıları meydana getirirler.
Şekerleri parçaladığımızda elde ettiğimiz en basit şeker
yapısına "monosakkarit" denir. Mono, Latincede "bir" ya da
"tek" anlamına gelmektedir. Sakkarit kelimesi de yukarıda
bahsettiğimiz gibi şeker anlamına gelmektedir. Yani en basit
şeker yapısına monosakkarit yani "tek şekerliler" denir.