Sonuçta
minnacık mikroorganizmalardan bahsediyoruz, değil mi? En
fazla ne yapabilirler ki? Yakın dönemde yapılan birçok çalışma
şunu göstermektedir ki bu mikroorganizmaların beynimiz
ve davranışlarımız üzerine çok ama çok büyük etkileri bulunmaktadır.
Ruh halinizden tutun seçeceğiniz yemeğe, hatta sıkı
durun eş seçiminize bile karışan bir canlı topluluğundan bahsediyoruz.
Tekrar en başa dönecek olursak, sizi "sen" yapan toplamda
30 trilyon hücreden bahsetmiştik. Şimdi ise sadece bağırsaklarınızda
yaşayan ve vücudunuza dışarıdan gelmiş olan canlı
mikroorganizma sayısının 40 trilyon olduğunu öğrendik. O zaman
en baştan beri sorduğumuz, "kim" ya da "ne" olduğumuz
ile ilgili olan soru, bu bilgi ile çok daha farklı bir boyut kazanmıştır
artık. Zira 30 trilyon hücre ve 40 trilyon mikroorganizmanın
bir arada yaşadığı bir vücut söz konusu olduğunda, şu
basit soruya samimi bir cevap vermenizi beklerim: Sevgili insan,
sahip olduğunuzu düşündüğünüz bu vücut gerçekte kime
ait? Size mi, yoksa onlara mı? Eğer vücudunuzda bir demokrasi
varsa üzgünüm ama bu vücut sizin değil, onların olabilir.
Şüphe yok ki vücudumuzun en havalı organı beyindir. Zira
kendi adını koyabilen tek organdır beyin. Hatta bu mantıkla
hareket ettiğimizde diğer organların isim babasının da kim olduğu
hemen ortaya çıkacaktır.
Bazı organlarınız ise çok daha mütevazıdır. Mesela
dalak. Kendisine konulan bu kadar kötü bir isme rağmen, size
hiç küsmeden işini yapan ve her şey yolunda gittiği müddetçe
de sizi hiç rahatsız etmeyen, "on numara" bir organdır.