Vücudunuzdaki dopaminin yarısı beyninizde, yarısı da bağırsaklarınızda
üretilmektedir. Yani, vücudunuz zaten dopamini
bolca üretmektedir. Önemli olan dopamini kullanabilmek.
Yeryüzündeki insanların büyük bir kısmı dopamini para karşılığı
satın almaya çabalasa da dopamin dediğimiz şey tümüyle
bedavadır. Kimi insan vardır gider, çok pahalı bir rezidansın
en üst iki katını satın alarak dopamin salgılar. Kimisi vardır gider,
5 liralık çift lavaş dürüm yiyerek dopamin salgılar. Sonuçta
beyninizde etki gösteren dopamin, aynı dopamin. Değişen bir
şey yok. O zaman zaten içimizde olan bir şeyi neden dışarıda
aramakla vakit kaybedelim ki? Burada en önemli unsur; insanın
kendisini gerçekten iyi analiz etmesi ve nelerden mutlu olacağının
sağlam bir değerlendirmesini yapmasıdır. Lütfen unutmayın,
mutluluk sizinle ilgili bir kavramdır, sahip olduklarınızla
değil.
zetlersek, tüm hayatımız
başkalarının önümüze koyduğu hedefler doğrultusunda, yılmadan
mücadele etmekle geçiyor. Bu, o kadar yorucu bir hal
alır ki artık, bizzat kendimizin koyduğu küçücük hedeflere bile
ayıracak zamanımız kalmaz. En nihayetinde olur da başarırsak,
başardığımız şey başkalarının isteği olur sadece, başka bir şey
değil.
Modern insanın en büyük arzusu ve motivasyonu "başarı"
üzerine kurulmuştur. Hayatınızın erken dönemlerinde önünüze
bir sürü hedef konulur ve o hedeflere ulaşmak için hayatınız
boyunca çabalar durursunuz. Hiç kimse de size, o hedeflere
ulaşmak isteyip istemediğinizi sormaz. Çünkü her nasıl oluyorsa,
sizin için en iyi olan şeyin ne olduğuna hep başkaları karar
verir. En ilginç olanı da bizim bu durumu normal bir şeymiş
gibi kabullenmemiz.
Matrix'in ilk filminde Ajan Smith'in Morpheus ile paylaştığı
ilginç bir tespit söz konusudur. İnsanın canlıları sınıflandırmasında,
kendisini memeli sınıfına koymasının hatalı olduğunu
öne sürer. Çünkü yeryüzündeki bütün memeliler muhtaç oldukları
doğa ile mükemmel bir denge içerisindedirler. Ama
insan öyle değildir. Bulunduğu yeri sonuna kadar sömürür,
yok eder ve kendisine yeni sömürülecek yerler arar.