Baş kahramanımız Nilüfer, “Kasap Nilüfer”, kadın doğum doktoru. Ölüm, trajedi, yalnızlık, cinsellik, alkol, bir çok sorunla boğuşan bir kadın ve onun hikayesi.
Yazarın değişik bir anlatım tarzı var. Her bir olay başlangıç, gelişim, sonuç şeklinde değil de direk ortasından, kişiler üzerinde yarattığı etkiler açısından anlatılıyor, siz daha sonra olayın ne olduğunu anlıyorsunuz. Bu tarz anlama zorluğundan çok, basitlikten uzak, merak duygusu da uyandırıyor. Hikaye kronolojik sırayla işlemediği için kilit cümleyi kaçırsanız, ben ne okuyorum şu an hissine kapılabilirsiniz.
Kitap güzel, kadın okurlar için ayrı bir güzel olacağını düşünüyorum. Ben 7 puan verdim ama 8'i de hak ediyor.
Toplum, kendi "değerlerine" uymayan, farklı hayat yaşayanları yargılar ve dışlar. Bununla baş etmek çok zordur; özellikle kadınsanız.
Kitaptan bana kalanlar;
-Kuşlar ne zaman, nerede olmaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Onların duraksamaları, tedirginlikleri yoktu.
-Mezarların hepsi eninde sonunda sahipsiz kalırdı zaten.
-Yalnız kalmak, istediği bir başkası varken, onu bulamamak demekti.
-Yapması gerekenleri yapmıyor, onun yerine para veriyordu. Bir şey söylemese de, bir şeyler söylediği izlenimini uyandırdığını düşünüyordu paranın.
-Kardeşiyle daha önceleri aynı karnı paylaşmış olmaktan öte bir yakınlık kurulamayacağını düşünüyordu.
-Beş duyuya eklenen organlar. Tümünün karışımı olan, ayrıca değişik bir tat daha oluşturan şeydi, cinsellik.
-Asıl yalnızlığın, insanın içi ile dışı arasındaki uyumun yitmesinden doğduğunu öğrenememişti.