Çağlar çelebi

Çağlar çelebi
@Yamasut
59 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
8/10
·325 syf.··
2026 8. kitabı
Kitap düşük IQ’lu bir birey olan Charlie’nin ve bir denek faresi olan Algernon’un hikayesini anlatıyor. Hikayeyi takip ederken Charlie’ye üzülmemek elde değil. Düşük IQ’lu, yani gerçek anlamda saf olmak gerçekten üzücü bir şey. Charlie’nin bu süreçteki en yakın arkadaşı ise bir fare olan Algernon oluyor. İkisinin de ortak noktası, en azından bilim insanlarının gözünde birer denek olmaları. Charlie onu çok seviyor ve kendini sürekli onunla kıyaslıyor. Kitap, ayrıca bu tür önemli deneylerdeki bilim insanlarının farklı yaklaşımlarını ve farklı etik değerlerini de başarıyla ortaya koyuyor. Bilim insanları Charlie’yi bir insan olarak değil, bir denek olarak görüyorlar ve bu durum Charlie’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Charlie’nin asıl öğrenmek istediği, gerçekte kim olduğu; yani nasıl bir insan olduğuydu. Dünyaya diğer insanlar gibi normal bir zekayla gelseydi ne tarz bir insan olacağını merak ediyor ve bunu öğrenmeye çalışıyor. Kitabı okurken bir Amerikan romanı olduğunu (pragmatik/faydacı) hissediyorsunuz. Teknik bir eleştiri; başkahramanımız IQ’su düşük olduğu için birçok kelimeyi yanlış söylüyor ve yazar da bunu belirtmek için kitapta yanlış yazılmış kelimelere yer vermiş. Doğrusu ben bu tarzı pek beğenmedim; okurken akışı kesiyor ve "Acaba kelimeyi yanlış mı okuyorum?" diye sürekli duraksamama neden oluyor. Yine de bu teknik tercihin arkasındaki dünya, bizi oldukça derin bir hikayeye götürüyor. Kitabın temposu, Charlie’nin Algernon ile beraber yaşamasından ve ardından ayrı eve çıkmalarından sonra hızlanıyor, daha keyifli bir hal alıyor; tıpkı Charlie’nin zekasının hızla artması gibi. Ameliyattan sonra o kadar çok gelişmişti ki, artık kendi eski halini farklı bir insanmış gibi görüyor ve ona dışarıdan bir gözle "Charlie" diyordu, bu gerçekten enteresandı.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·438 syf.··
2026 7. kitabı
Ana kahramanımız İnce Mehmed. Köylüye göre zayıf, yazara göre güzel, iyi düşündüğünden dolayı ince. Dağ köyünde yaşayan her türlü zulüm gösteren ağaya karşı gelip eşkıya olan iyi kalpli İnce Mehmed’in hikayesi. Eşkıyalık hayatı çokça anlatılıyor kitapta iyisiyle kötüsüyle. Doğa tasvirleri güzel anlatılmış çalılar, seyrek ağaçlar, kayalar, otlar, ovalar, dereler. İnce Mehmed dağlarda gezerken ben de kendimi trekking yapıyor gibi hissettiğim anlar oldu. Çukurova’yı anlatıyor daha çok da yukardaki köylerini, aşiretleri. İnce Mehmed’in köylünün yararına çok büyük bir ideali var. Toprak ağalığına karşı herkesin kendi toprağına sahip olması. Ağa öldükten sonra ince Mehmed’in etrafında toplanan köylülerin, ağanın ölmediğini öğrenince Mehmed’i kötüleyip Ağamız bir tanedir demeleri ilginçti. Türk insanı bireysellikten özgürlükten çok, başında bir liderin olmasını her zaman istemiştir. Bunun en güzel örneği. Çok edebi bir roman değil. Sekiz puan verecektim ama kendi halkımızın hikayesi olduğu için dokuz verdim. Zulme, adaletsizliğe karşı direnmek gerekir. Bunun içinde bir lider lazımdır. Kitaptan bana kalanlar; -Vay dedi vay Çocukluk. - Koca Ahmet bir dehşet olduğu kadar bir sevgiydi de. Koca Ahmet bu iki duyguyu yıllar yılı bu dağlarda yan yana götürebilmişti. Bunun ikisini bir arada götüremezse bir eşkıya, dağlarda bir yıldan fazla yaşayamaz. Eşkıyayı korkuyla sevgi yaşatır. Yalnız sevgi tek başına zayıf tutar. Yalnız korkuysa kindir. -Sarp yerlerin insanları adım atarken ayaklarını havaya fazla kaldırırlar. Dizleri hizasına kadar. Sonra ihtiyatlı, korka korka indirirler. Buna alışmışlardır. Halbuki, ova insanları tam aksinedir. Ayaklarını yerde sürercesine giderler. -Memede olan olmuştu düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,2bin okunma
İnsanların kendi yarattığı dünyalarda gerçek hayatı fark etmeden nasıl "körleştiğini" anlatan bir roman. Romanın baş kahramanı, dünya çapında bir Çin dili ve edebiyatı profesörü olan Peter Kien var. Kien, kitapları ve bilgiyi, sosyal hayat ve kadınlardan üstün tutan biri. Kien’in karşısında ise aynı evde yaşayan sadece maddiyatı önemseyen Therese vardır. Peter'in kardeşi Georges ise jinekolog ve aynı zamanda ruh doktorudur. Her şeyi çözebileceğine inanan "çok bilmiş" biridir. Sonradan tanıştığı cüce Fischerle kendini olduğundan büyük gören, kendini satranç dehası sanan kompleksli biridir. Apartmanın kapıcısı Benedikt Pfaff emekli bir polis memurudur. Kaba kuvvet gücü ile otorite sağlamaya çalışır. Yazarın dili, "edebiyat" kelimesinin tam karşılı gibi. Kelimeler güçlü ve zengin. Bir konuya girdiğinde o mesele hakkındaki bütün kelimeleri kullanmış gibi. Paragraflar uzun ve özgün olduğundan bir sonraki kelimeyi kestirmek zor. Okurken dikkati vermek gerekiyor. Anlatım tarzı, Hemingway gibi hızlı tempoda ilerlemiyor ya da Zülfü Livaneli gibi doğrudan evrensel mesajı alamıyorsunuz. Ayrıca okurken bazen anlatılanların bir düşünce mi yoksa gerçek bir olay mı olduğunu ayırt etmekte zorlanılabiliyor. Kitapta Peter Kien'in bakış açısıyla birçok kere kadınlar küçümsenir. Bu biraz rahatsız etse de, tabi ki yazarın kendi görüşü değil; hicivdir, metafordur. 1930 yıllardaki kadınlara değer vermeyen baskıcı rejime karşı bir eleştiridir. İnsan sadece, kendi zihnine, takıntılarına hapsolduğunda gerçeklikten kopar ve körleşir. Tek bir şey için yaşamak(evrensel değerler hariç) insanı, gerçek hayatı ve dünyayı görmesini engeller. Kitaptan bana kalanlar; -Bir kitapçı, bir kraldı. Ama bir kraldan hiçbir zaman kitapçı olamazdı. -Bilim ve hakikat, eş anlamlı kavramlardı
KörleşmeElias Canetti · Sel Yayıncılık · 20214,489 okunma
9/10
·517 syf.··
2026 6. kitabı
İlkokulu yarıda bırakmış, serbest işlerle geçinen sıradan bir genç olan Martin Eden'in hayatını anlatıyor kitap. Güzel ve eğitimli bir kıza aşık olunca, kendini geliştirip eğitim seviyesini yükseltip ve ona layık olmaya çalışıyor. Kız da Martin’in fiziksel gücünden ve azminden etkilenir. Martin yazar olmaya karar verir. Herbert Spencer hayranıdır ve onu ideolojik olarak kendine örnek alır. Martin okudukça, bilgilendikçe ve tabiatı öğrendikçe dünyayı daha güzel görmeye başlar. Kitabın anlatımı akıcı, anlatımlar uzun ve detaylı. Çevirmenin numaralandırılmış ve kitabın arkasında yer alan notları çok faydalı. Okuma sırasında bazen akışı kesebiliyor ama dönemin tarihi ve edebiyat dünyası hakkında çok faydalı bilgiler veriyor. Kitapta yazarların eserlerini yayınlamakta ne kadar zorluk çektiği ve ekonomik sıkıntılar yaşadığı uzunca anlatılıyor. Martin kendini bireyci olarak görür. Sosyalistleri de liberalleri de beğenmez. Ona göre toplumun bireye verdiği değer de yüzeyseldir. Sevgi, paylaşmak, yardımseverlik ve eşitlik gibi evrensel değerlerden çok statüye ve maddiyata önem verildiği görür ve bu ona samimi gelmez. İnsan çok hızlı yükseldiğinde yeni çevresine alışamaz, eski dünyasına da geri dönemez. Yaşayacak, bağ kuracak gerçek bir çevresi kalmaz. Kitaptan bana kalanlar; -Dünyada böyle kadınlar da vardı. Karşısındaki onlardan biriydi. Gencin hayal gücünü kanatlandırmıştı. Gözlerin önünde açılan kocaman aydınlık tuvallere saçılan devasa ve belirsiz şekillerde aşk, romans ve bir kadının uğruna girişilen kahramanlıklar vardı artık. -Varoluşun temel talebiydi sevgi. -Hayatımda ilk kez yemek yemenin fayda işleminin ötesinde bir anlamı olduğunu keşfediyordu. -Martin Eden’ın ruhu, o ışıltılı derinliklerde kızın ruhunu arıyordu. İçinde en iyi olan ne varsa
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
8/10
·352 syf.··
2026 5. kitabı
Siyaseti, iktidarların çarpıtmalarını anlatan bir kitap. Absürtlüğünü desek daha doğru olur. Parti için çalışan ama aslında muhalif olan Winston'un hikayesi. Dil ağır değil ama su gibi de akıp gitmiyor. Malum konu siyaset, hayat olunca ağır… Winston'un işi geçmişteki kayıtlı belgeleri partinin çıkarına uygun şekilde değiştirmek. Siyasetçilerin hayatın normal akışını kafalarına göre değiştirmeye çalışması. 73. sayfada dört satırlık bir şiiri vardı. Bana nazım Hikmet’in kestane ağacı şiirini hatırlattı. Devamında üç arkadaşının idam edilmesi de Deniz Gezmişlerin öldürülmesi aklıma getirdi. Galiba hakikaten de tarih her zaman tekrar ediyor. 90. sayfalardaki antikacı dükkandaki diyalog çok güzeldi insana nostaljiyi hissettiriyordu. Hükümete ters düşmesin diye her düşünceye hareket yazısı içinde yaşanıyor. Kitap bir yerde erdemliyi yaşamayı küçümsüyor, hayatı zevk alınması gereken basit bir şeymiş gibi anlatıyor; doğrusu buna katılmadım. Ama devamında da mutlu, güzel, bir hayat yaşamak istiyor. Dünya üç temel güce bölünmüş. Okyanusya yani Amerika ve İngiltere Güney Amerika, Avrasya Rusya ve çevresi ve doğu Asya Çin ve çevresi. İktidara göre önemli şey partidir insanların yaşamından bile daha önemlidir partinin ölümsüz olması. Partiye karşı gelenlerin ölmesini istiyorlardı fakat önce partinin ideolojilerini benimsemelerini ondan sonra ölmelerini istiyorlardı. Çünkü aksi durumda muhalif olarak ölürlerse muhalifler için bir idol haline gelip bu da muhalifleri daha güçlenmesini sağlayabilirdi. Kitapta bir çok trajikomik olay anlatılıyor. İktidardakiler rakamları istediği gibi belirleyebiliyor nasılsa kimse gerçeği bilmiyor. Kuşku mu oldu geçmişteki değerler değiştiriliyordu. Muhaliflerin öldürmesi yani buharlaştırılması. Buharlaştırılan insanların
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma