O BİR EVLAT, O BİR ABLA, O BİR ANNE!…
Küçük bir kız çocuğu olarak gözlerini açar bu yalan dünyaya. Etrafa öyle naif gülücükler saçar ki!… Hiçbir şey yapmadan sevdirir kendini. Babasının nazlısı, işvelisi, edalısı; annesinin sırdaşı, eli ayağı olur. Derken çocukluktan çıkıp koca bir kız oluverir zamanın nasıl geçtiğini anlamadan. Babası onu en güzel sıfatlarla sevmişken ilk ünvanı eklenir isminin sonun “abla” diye. Artık sorumluluk almaya başlar. Yaşının kaç olduğu çok da önemli değildir onun için. Kardeşi olduğu gün çocukluktan çıkıp ertesi gün bir ablanın görevleri yüklenir narin omuzlarına!…
Zaman durmaz elbet geçip gider ve onu da kendi ardınca büyütür, serpiştirir boylu boyunca. Bir yiğidin gönlüne düşüverir bir bakışıyla ya da yanağına kondurduğu bir gülüşüyle. Artık birileri için “yâr” oluverir ve kalbin her atışında adı yankılanır orada. Nice uykusuz gecelere salar gönlüne düştüğü delikanlıyı. Sevda kolay değildir…Allah’ın emri ve Peygamberin kavliyle uçarken baba evinden artık başka bir dala konma vakti gelip çatar bir gün. Kendi yuvasını kurar yavaş yavaş.
Zamanın pek acelesi yoktur fakat insanoğlu yetişmek için ne kadar çabalasa da yetişemez ona. Kucağına alınca çarpan minik kalbi, ellerinde minik elleri tutunca artık “anne”lik diye kutsal bir sıfat bahşedilir kendisine. Çoğu zaman ismi unutulur ve yüreklerde yalnızca anne diye yer alır, dillerden anne diye dökülüp yankılanır göklerde. Mutlulukta da hüzünde de ilk o gelir akla. Bir gülüşün sebebi, gözyaşının silenidir!..Ayaklarının altında seriliverir cennet. Kendinden vazgeçişin ilk adımıdır. Evladını canından da öteye koyar.
Artık zamana yetişmekten vazgeçer ve kendi halince yol almaya başlar saçlara aklar düşünce. Dün kucağına evladını alırken şimdi dizlerinin dibinde masallar anlatır torununa. Yüzünde