EĞRİ YOLUN DOĞRU YOLCUSU OLMAZ!!!
Herkesin dilinde aynı olayın yankıları var , ki birçok olayda olduğu gibi bunda da yankılanıp kaybolacak, ve bu olayın ne zamandan beri süregeldiği, işin içinde tam olarak kimlerin olduğu bilinmiyor. Bildiğimiz tek şey bizlere yaradanın emaneti olan, o cennet kokulu çocukların nefsanî duygular uğruna, üç kuruş daha kazanmak uğruna , bu yalan ve rezil dünya uğruna feda edilmesi!..
Herkesin dilinde öfke kokulu sözcüklerin soğukluğu…
Bu cümlelerle içimizi yakıp yıkan kor ateşi söndürmeye çalışıyoruz belki de… Daha söylenecek çok şey var da… Bunların yanında duyduğum ve artık kabak tadı veren birkaç cümle, “Bu insanlık nereye gidiyor, bu ülkede yaşanmaz, kime güveneceğiz…” gibi artık dile pelesenk olmuş, suçu hep bir başkasında arayan ve kendini o güruhtan ayrıştırmaya çalışan cümleler bunlar. Şunu unutmayalım ki hepimiz bu tür olayların yaşanmasında bir nebze de olsa suçluyuz!!!
Neden mi?..
“Çocuklarınıza zengin olmayı değil, mutlu olmayı öğretin. O zaman sahip olduklarının fiyatını değil, kıymetini bilir.” Doğan Cüceloğlu’nun bu sözünü kaçımız duyduk veya duyduğumuz halde kaçımız anladık, daha doğru bir deyişle kaçımız bu cümleyi hayata geçirmeye çalıştık? Dinimizin bize söylediği “Oku!” emrini çocuklarımıza telkin ederken bunu daha çok bir meslek sahibi olmak ve sadece para kazanmakla eşdeğer tuttuk. Okumanın aslında kişinin kendisini bulma yolculuğunun ilk adımı olduğunu unuttuk, onu nefsinin ellerinin arasına bırakıp yok olmasını seyrettik… Maneviyatı değil sadece maddiyatı hayatın gerçek gayesi olarak anlattık. Hep oku çok para kazan , zengin ol, arabanı al, evini al, istediğin her şeye sahip ol… gibi cümlelerle doldurduk o kutsal emrin altını. Sadece tüketerek mutlu olabileceğini empoze eden Batı kaynaklı düşünceleri bizler de