SÜRGÜNLER ÜLKESİ!!!
Son dönemlerde çokça gündeme gelen, insanların yüreğine hayata dair umutsuz duyguların tohumunu serpen olumsuz ve bir o kadar da üzücü haberlerle karşılaşıyoruz. Bu tarz yazıları bir yerlerde okuyunca ya da bu tarz haberleri izleyince televizyonda hepimizin yaptığı çok basit bir şey var:
Tepkisiz bir şekilde tepki göstermek!..
Bu, artık bizlerde bir özellik olarak yer almaya başladı. Her şeye kızıyoruz, her şeye tepkiliyiz, her şeyi kınıyoruz ancak hiçbir şeye sesimizi çıkarmıyoruz. Sanki bana dokunmayan yılanın bin yaşaması için tüm çabamız.
Peygamber Efendimizin (S.A.V) “Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, eliyle gücü yetmezse diliyle düzeltsin, diliyle de düzeltmeye gücü yetmezse en azından kalbiyle buğzetsin.” hadis-i şerifinin hep son kısmına uyuyoruz, sadece kalbimizle kınayıp duruyoruz. Hadisin başındaki eylemleri kulak ardı edip sadece bizim için en basiti olanı devreye sokuyoruz. Cümlelerimiz, içimizden haykırırcasına çıkarken dilimizden küçük fısıltılar şeklinde dökülüyor. Bizim bile kulağımıza ulaşmadan öylece kayboluveriyor tozun toprağın içinde!..
Göstermiş olduğumuz ya da göstermelik bir iki tepkiden sonra hepimiz kendi hayatımızın samimiyetsizliği arasına dönüyoruz. Okuduğumuz haberlerin sayfaları değiştirince geçeceğini, her şeyin bir sonraki sayfada düzeleceğini sanıyoruz ancak ateş düştüğü yeri yakıp yıkmaya kaldığı yerden devam ediyor!..
Son dönemlerde içinde bulunduğumuz durumu çok iyi şekilde ifade eden bir Nuri Pakdil cümlesi, aslında tüm dünya toplumlarını ve özellikle bizleri anlatıyor!..
“Bir ülke, utanma duygusunu yitirenlerle dolunca sürgünler ülkesi olur.”
Şimdi bu cümleyi okuduktan sonra herkes önce aynanın karşısına geçip orada gördüğü kişinin utanma duygusunu hâlâ taşıyıp taşımadığına baksın, hem de