Mehmet Zülfü Yarcel

Mehmet Zülfü Yarcel
@Yarcel
“Vuslat” “Pencere” “Beyaz Şapkalı Kadın” kitaplarının yazarı…
ŞİMDİ, YARIN VE GEÇMİŞ İnsanoğlunun içinde her zaman bir koşuşturma, bir yerlere yetişme telaşı vardır ilk adımını atmaya başladığı andan itibaren bu dünya üzerinde. Bazen yürüyerek, bazen koşturarak, bazen de bekleyerek yapar bunu. İnsanın zamana yüklediği anlam, ona verdiği kıymet yaşamının belirli evrelerinde farklı özellikler gösterir. Dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren etrafını keşfetmeye başlar insan. Gözüne çarpan nesneleri anlamlandırmaya çalışır, dokunarak onları hisseder, seslere kulak vererek bir anlam aramaya çalışır. Bu arayış aslında içinde bulunduğu zamanı değerlendirme ve kıymetini anlama çabasının sadece ilk adımlarıdır. Çocukken zaman algısı diye bir şey yoktur insanda hatta onun tam olarak ne olup olmadığıyla da pek ilgilenmez. Sadece an’ın tadını çıkarmaya çalışır. Yarının neler getireceğinin telaşı, heyecanı yoktur zihninde ya da geçmişte yaptıklarına veya yapamadıklarına takılı kalmaz hiçbir vakit, küslükleri dahi bir nefes alıp verimi kadardır, duyguları tamamen safiyâne özelliktedir yalnızca o an’ı nasıl değerlendirebilirim diye bir şey geçer aklından. Gençlik dönemindeyse damarlarında akan kanın hızına bağlı olarak hep bir koşuşturmaca, bir yerlere yetişme, hayaller kurup onların ardınca yürümeye başlar. Zaman artık onun için anlam kazanmaya başlasa da yetmez kimi durumlarda ve genellikle de hor kullanır tükenmeyeceğini düşünerek; nerede, nasıl, kiminle ve hangi amaçla tükettiğinin bir önemi de yoktur. Bol keseden dağıtıp harcar. Geleceğe doğru adımlar atmak istese de geçip gidenin kendi ömrünün olduğunun farkına varamaz. Her mevsimin bahar olduğunu düşünür ve her şeye gücü yeteceğine inanır. Sonra tüm bunların sonunda zaman kendi üzerine düşeni yapıp hayatın acımasızlığını gösterek yaşlılığı koyuverir avuçlarının içine. Yaşlılıkta
İnsana Dair
Reklam
“Çocuklukta an’ı yaşar, gençlikte geleceğe doğru kanat çırpar, yaşlılıktaysa maziye sıkı sıkıya sarılır insan.”
Edebiyat
“Yaşın kaç olursa olsun, babanı kaybettiğin gün bir çocuksun ve o günden sonra yavaş yavaş büyürsün.”
Hayata Dair
YOLCULUK Yolculuk, birçok düşünceyi getirip koyar zihnimizin kıyısına bizler farkına varmadan. Uzayıp giden yollar boyunca yürüyüp gelir o da bizim ardımızca bıkıp usanmadan. Dalga misali kıyıya vurup durur usanmadan ve gerisince bir şeyler bırakarak. Beden ne kadar durağansa düşünce yapısı bir o kadar aktiftir yolculuk boyunca. Hangi araçla yolculuğa çıktığımız önemli değildir aslında. Bir otobüsün cam kenarını düşünelim mesela, dalıp gideriz sonsuzluğu temsil eden ufuk çizgisince. Bakışlarımız ne kadar bakabilirse göğün ve toprağın buluştuğu ufka, düşüncelerimiz de o kadar derinleşir. Camın önünden hızla geçen bir ovanın insanı kendine çeken uçsuz bucaksızlığı, göğün taklit edilemez o muhteşem maviliğin güzelliği, akıp giden bir akarsuyun huzur dolu şırıltısı, kanat çırpan bir kuşun kanatlarından dökülen özgürlüğün kırıntıları içimizdeki düşünceleri körükleyip duruverir. Zihnimizi işgal eden düşünceler hep bir devinim içerisindedir, oradan oraya savurur durur bizleri. Bazen geçmişin limanına demir atıp anılarla baş başa bir muhabbetin içine bırakıverir. Bu muhabbete eşlik eder bir tebessüm, buruk biz hüzün. Düşüncelerimizin renkleri soluk bir hâl alıverir geçmişin tozlarına büründüğü için. Bazen zamanı aşıp geleceğe dair hayaller ve umutları bırakıverir avuçlarımıza. Renklerin en canlısıyla el ele tutuşturup beyaz bulutlar üzerinde yürütür bizleri, ayaklarımızın altında gökkuşağının tüm renkleri... Yani kimi zaman geleceğin peşinde koştururken heyecanla kimi zaman da geçmişle yüzleştirir ve bunları yaparken de bizler hep yapayalnızız. Yolculuk esnasında düşünceler bizlere varacağımız yere kadar eşlik eder. Her durakta yanımızdadır, çayımızın şekeri, yemeğimizin tuzudur. Son durağa varınca yok oluverir. Bir vedayı bile çok görür. Ardımızda su döker mi bilmem ama
Hayata Dair