Böylece yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcüklerin arasında, asla gerçeğin içinde değil. Tamamen okunmamış kitaplar, tamamen sevilmemiş dostlar, tamamen gezilmemiş kentler, tamamen elde edilmemiş kadınlar!
Hemen uyanırlar, koşturmaya başlarlar, bilgi alırlar, vahlanıp dururlar. Taptaze bir ölü, nihayet gösteri başlar. Trajediye gereksinimleri vardır, neylersiniz, bu onların küçük aşkınlıkları, aperitifleridir.
Belki de yaşamı yeterince sevmiyor olabilir miyiz? Bizi yalnızca ölümün duygulandırdığına dikkat ettiniz mi? Aramızdan yeni ayrılan dostları ne kadar severiz, değil mi?
(...)Hayır, dostlarımızda sevdiğimiz şey ölümün tazeliği, acısı, heyecanımız, eninde sonunda kendimizdir!