"Zambağım benim, düşüncemin okşadığı, ruhumun öptüğü güzel çiçeğim, insan biçiminde açmış bir çiçeksin sen. "Dik, beyaz, mağrur, hoş kokulu, yalnız zambağımsın benim."
"Neden ağlıyorsun?" diye sordum bu kez.
İnsan mutsuzluğa alıştığında o mutsuzluğun içinde olduğunu fark etmiyor ve bu kez mutluluk ellerinden kayıp gittiğinde birdaha toparlayamıyormuş.
Ben hep mutsuzmuşum ve bulduğum o mutluluğumu da kaybetmişim." Ağlamaya devamı etti. "Hayatımın üçüncü ve en kötü evresi. Artık her şeyin farkında bir Yankı'yım. Her şeyin farkında olmak beni öldürdü."
“Kim olursan ol,” dedi bir anda ve tekrardan yatağa oturdu. “Ne yaparsan yap.” Sonra sustu, devamını getirmedi, 𝑠𝑒𝑛𝑑𝑒𝑛 𝑛𝑒𝑓𝑟𝑒𝑡 𝑒𝑡𝑚𝑒𝑦𝑒𝑐𝑒𝑔̆𝑖𝑚 demedi; gözlerimin içine bakmaya devam etti. itiraftı.
Ağırdı, yakardı, parçalardı, bütün üzerimdeki izleri ortaya dökerdi ama itiraftı. Beni anlamadığı tek anda kendim göstereceğim bir itiraftı. Ben dayanamadım, beni iyileştirsin istedim; kendimi affetmesem bile ona sığınmak istedim.
“Öpünce kurur mu?” diye sordum küçük bir çocuk gibi.
“Kuruyacak,” dedi oda karşılık olarak.
“Her seferinde öpecek misin?”
“Her seferinde öpeceğim.”
“Ya öpmezsen?”
“O zaman yaşları bırak aksınlar. Sakın silme.” Elimi bıraktı, bakışları kısıldı.
“Sakın başkalarının silmesine izin verme.”
“İzin vermeyeceğim,” dedim gülümseyerek. “Asla.”