O uçsuz bucaksız boşluğu tanıyorum, dört yanı yangınlarla çevrili şüphe halini, bildiğini, duyduğunu, gördüğünü anlamaya ayak direme halini, ezberinin bozulmasını, sığındığın karanlık mağaranın daracık kapısını bir daha bulamama kaygısını iyi tanıyorum.
… kendi bilincimin taarruzuna karşı deliliğin siperlerine sığınmış bir vaziyette hayatta kalmaya uğraşıyordum.
Gerçeğin ölümcül yüzüne muhatap olma zarureti ortaya çıktığında hayatta kalabilmek için, tahammül sınırlarımızı genişleten çareler bulmaya çalışıyoruz.