İşte benim gibi insanlar, bu yaşa gelince hiçbir şey yapmamak için yaşarlar. O günü nasıl doldurayım diye düşünmüyorum. Hatıralar yeter! Ama insan onları birisine anlatmalı, değil mi? Avrupa’da gördüm, oradakiler oturuyor, yazıyorlar. Kitap oluyor, gazetelerde tefrika ediliyor. Ama burada? Tek kelime yazsam zülfüyâre dokunur. Başım belaya girer. Dimyat’a pirince giderken hikayesi olur. Burada Hürriyet yok, oğlum, hürriyet! Yaşasın Jöntürkler!
Biraz daha esnek ol! Ya hep ya hiç görüşünü değiştir. Hayatın hep küçük uzlaşmalar demek olduğunu anla. Aile ve dükkan? Başka bir şey yok mu? Başka bir şey yoksa, hayat çok dar, sıkıcı ve zevksiz demektir. Bu görüşünü değiştir. Biraz daha açıl!
“Avanağın bütün cevizlerini üttüm!“ dedi öteki çocuk.
Cevdet Bey, “Biz eskiden cevizi keyif için oynardık,“ diye düşündü. “ Bunlar kumar için oynuyor, birbirlerinin cevizini alıyorlar galiba… İyi, iyi! Hiç olmazsa bu da bir şey; bir yenilik! Yeni kuşaklarda kazanma zevki oluşuyor işte.”
Hep aynı şeyler. Her şey aynı.
… Hiçbir şey değişmiyor. Şu duvar, şu boyası dökülmüş pencereler, yosun tutmuş kiremitler. Hiçbir şey değişmiyor. Bunlar burada iki yüz yıl önce nasıl oturuyorlarsa öyle oturuyorlar. Para kazanmak yok! Yeni bir şeyler yok! Hayatlarında şey yok, evet hırs yok, hırs! Şu pisliğe bak. Şu mezbeleyi şuradan kaldırmak kimsenin aklına gelmez. İşte kahveye giriyorlar, oturuyorlar, gelip geçenlere bakıyorlar!