SONSÖZ
Sine-i Okura Dönüş
Sahip olduklarımız bize sahip oluyor. Hangimiz eve hizmetçi olarak giren konforun zamanla başımıza ev sahibi kesilmesinden şikâyetçi değil? Hangimiz hapsedildiği yaşam tarzından memnun? Peki, kaçımız zincirlerini kırıp dışarı çıkmaya çalışıyor?
Büyük bir felaket olsa ve her şeyimizi aniden kaybetsek bunun bize nasıl bir cesaret vereceğini görmek istiyordum. Yalnız şöyle bir sorun vardı, İstanbul gibi bir şehri yerle bir etmek, sonra da onu dile getirip felaketin kurtarıcı etkisini ondan dinleyebilmek usta kalemlerin bile ödünü patlatacak derecede zordu, zaten öyle olmasa bu kadar hayati bir konu ilk kez ele alınmazdı. Üstelik ben daha önce hiç kitap yazmamıştım ne yayınlanmış makalem ne de öyküm vardı. Lisede soğutulduğum ve hep mesafeli yaklaştığım edebiyatla aram hiç iyi değildi. Yazabilecek miydim bilmiyordum, tek bildiğim yazmak zorunda olduğumdu. Yaşayamıyor, çevremde olanlara katlanamıyordum; içimde büyük bir kavga vardı, yazarak kavgamı kâğıt üstünde vermezsem boğulacaktım.
Yedi yıl gece gündüz çalışıp yazdıktan sonra kitabıma yayıncı bulamadım ve gerçek bir yıkım yaşadım. Kitabımdaki karakterle aynı noktaya gelmiştim. Geriye baktığımda limandaki gemilerden dumanlar yükseliyordu. Mesleğimi bırakmış sayılırdım, gelirim kalmamıştı. Üstelik yalnız değildim, bakmakla yükümlü olduğum bir ailem vardı, ne yapıp edip kitabımı yayınlatmalıydım; ama ne yaptıysam olmuyor, yazarın popülerliğine metinden daha fazla değer veriliyor, yayıncılar dosyayı bile okumuyorlardı. Büyük yayıncılarımızı protesto etmeye karar verdim ve sine-i okura dönüp romanın bölümlerini 02.06.2018 tarihinden itibaren sosyal medyada yayınlamaya başladım. Kitabımın geleceğine yayıncılar değil, hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan doğrudan ulaştırdığım okurlar karar