“Bir keresinde ben küçükken bir ağaca tırmandım. Şu yeşil ekşi elmalardan yedim. Karnım davul gibi şişti, çok acıdı. Annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. Şimdi, ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum.”
Hangi ay olduğunu anımsamıyordum, hatta yılını bile. Yalnızca bu anının içimde yaşadığını biliyordum; mutlu geçmişin kusursuzca mumyalanmış bir parçası; yaşamlarımızın dönüştüğü bu gri, boş tuvale atılan rengarenk bir fırça darbesi.
“Bu adama bir şey sormanı istiyorum” dedi. Kerim’le konuşuyor ama doğruca Rus askere bakıyordu. “Utanma duygusunun nerede olduğunu sor.”
İkisi konuşuyor. “Savaştayız diyor. Savaşta utanma olmaz-mış.”
“Yanıldığını söyle. Savaş onuru ortadan kaldırmaz. Tam tersine barış zamanından çok daha fazla onur gerektirir.”