Karlar Ülkesi romanını daha iyi anlayabilmek için, Japon kültürünü daha yakından tanımak faydalı olabilir. Japonlar büyük yıkımlar yaşamış ve her yıkımdan sonra ayağa kalkabilmiş bir millettir. Her yıkım Japonlar için aynı zamanda bir umudu da işaret etmektedir. Ayrıca Japon kültüründe sessizlik; saygı, zerafet ve inceliğe işaret etmektedir. Bu kısa bilgiden sonra romanın konusuna geçelim.
Japonya’nın kuzeyinde küçük bir kasabada yaşayan ve başkalarını eğlendirerek hayatını kazanan Komako, sevgi alışverişi yapmak isteyen bir kadındır. İçindeki sevgiyi yalnızca taşımak değil, onu Tokyo’da yaşayan ve küçük kasabaya eğlenmek için gelen Shimamura ile paylaşmak ve onunla bir bağ kurmak istemektedir. Ancak şehirli Shimamura, Komako’nun bu bağ kurma isteğini açıkça hissetmesine rağmen onun bu yaklaşımına karşılık vermez; sadece seyreder ve bakar. Komako’nun sevgisi, tıpkı yüzeye yayılan ancak toprağa (Shimamuro’ya) nüfûz etmeyen kar gibi, yalnızca yüzeye yayılır, toprağa işleyip onu dönüştürmez. Shimamura ile gerçek bir bağ kuramayan Komako, Shimamura tarafından görülmediğini, ciddiye alınmadığını ve sevgisinin paylaşılmadığını düşünerek varoluşsal bir yalnızlık yaşamaya başlar.
Romandaki Komako karakteri, Anna Karenina’daki Anna’ya ve John Fante’nin Toza Sor
romanındaki Camilla karakteri birbirine yakın karakterler olarak düşünülebilir. Bu kadınlar; sevgiyi yanlış kişiye değil, sevgiyi seyretmeyi seçen birine yönelten; karşılık bulamadıkça kendini eksik hisseden ve kendini yiyip bitiren kadınlardır.
Okumak demek icra demektir. Okur bu işi icra eder. İcrası sessizdir. Okurlar kelimelerinseslerini ve cümlelerin temposunu ancak iç kulaklarıyla duyarlar. Muhteşem bir tiyatroda muhteşem bir icra.
Kanaat ve varsayımlar, seçkin bir biliminsanı tarafından sunulduklarında, genellikle bilimsel gözlem -gerçek- zannediliyor. Beni rahatsız eden buydu işte.
(Günümüzde tv’lere çıkan prof’ları düşündüm. Ssy)